Ayrımsızlar: Siyasi görüş olarak kendinizi tanımlar mısınız?
Hüsnü ÖNDÜL:Ben sol eğilimli bir kişiyim. Ama insan hakları bünyesinde çalışırken bunu kamuoyuna söylemiyoruz. Her görüşten insanların hakları ihlal edildiğinde ilgi göstermek durumundayız. Dolayısıyla bunun deklare edilmemesi gerekir. Yani benim esas görüşüm insan haklarının ihlal edilmemesidir. Ben bu derneğin kurucularındanım. 22 yıldır buradayım. Zaten derneğin kurucularının tamamının dünya görüşü sol dur.
Ayrımsızlar: Partilerin (AKP, DTP, …. ) kapatılması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hüsnü ÖNDÜL:Benim için önemli olan Venedik kriterleridir. Legal siyasi oluşumlar şiddete baş vurmadıkça her türlü görüşü savunabilirler. Anayasaya göre düşünmek zorunda değiller. Hem siyasi partiler hem de partiler. Yani partiler ben bu anayasayı değiştireceğim diyebilmelidirler. Halk o siyasi partiye yetki verirse onlarda değiştirebilmelidir. Demokrasilerde önemli olan demokratik araç ve yöntemlerin kullanılmasıdır. Siyasi partiler düşüncelerini özgürce söyleyebilmelidirler. Bu konuda sınır evrensel ölçekte olan şeylerdir.yani bir parti kalkarda şu şahsı öldür derse bu suçtur. Şiddet ve şiddete teşvik olmadığı müddetçe her şeyi düşünebilmelidirler. Ülkelerin tabuları vardır. Bu tabular hakkında her siyasi parti fikrini söyleyebilmelidir. Bu partiler bu düşüncelerini programlarına yazabilmelidirler. Siyasi partiler kanunundaki tüm yasaklara karşıyım. İfade özgürlüğünün kısıtlanması siyasi partilerde bireylerden daha çoktur. Örneğin bir siyasi parti programında diyanet işleri ile ilgili bir düzenleme yazamıyor, veya başka bir parti programında Kürtçe merhaba bile diyemiyor. Hala dil yasağı var. Bir dernek bildirisinde dernekler yasasına göre son düzenlemelerden sonra Kürtçe bildiri oluyor.(Bu olumlu bir gelişme) Ama parti bildirisinde olamıyor. Bu demokratikleşmenin önünde duran bir engeldir.
Ayrımsızlar:Konuşmanızın başında söylediğiniz üzere, kapatılmanın eşiğinde olan her iki partinin de şiddet olaylarına karıştığı veya şiddeti teşvik ettiğini düşünüyor musunuz?
Hüsnü ÖNDÜL: Hayır kesinlikle düşünmüyorum. Bu davlar tamamen hukuka aykırı, siyasi davalardır. Zaten Venedik kriterleri ile de uyuşmuyor. Yani AKP’nin politikaları benim hoşuma gitmeyebilir. Sizinde DTP’nin politikaları hoşunuza gitmeyebilir. Ama bunlar demokrasilerde olabilir. Zaten demokrasiler buna imkan tanıyor. Bunu için vardır. Türkiye de ki yargının hukuk anlayışı ile Avrupa İnsan Hakları’nın ve benim yargı anlayışım hakkında dağlar kadar fark var. Dün kü karar da (Anayasanın kıyafet serbestliği düzenlemesinin iptali) bunu gösteriyor. Diyorlar ki anayasa mahkemesi siyasi denetim için konmuştur. Böyle bir şey yok. Hukuk devletlerinde yargının denetimi siyasi denetim değil, yargısal denetimdir. Yani hukuksal açıdan denetim yapar. Siyasi açıdan değil. Halbuki bizdeki mahkemeler pek çok kararda yerindelik denetimi yapıyorlar. Sistemin koruyucusu olarak kendilerini görüyorlar. Dünkü kararda olduğu gibi “sen anayasanın o maddesin değiştiremezsin diyor.” Yahu yasama organın tasarrufu karşısında bunu söylüyor. Herhangi birisinin tasarrufu karşısında değil. Yasa yapma yetkisi onlara ait olan yasama organına karşı yapıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Sen anayasa mahkemesi olarak yasaların anayasaya şekil olarak uyup uymadığına bakarsın. Çoğunluk sağlandı mı? Çağrılar yapıldı mı? vs. Yasama organı insan haklarına aykırı olmayacak şekilde her şeyi yapabilmelidir. Anayasa mahkemesinin yasama organına sen şu konuda değişiklik yapamasın deme yetkisine sahip değildir. Aksi takdirde kendisini yasamanın yerine koyar.
Ayrımsızlar: AKP veya DTP kapatılırsa ne olur ?
Hüsnü ÖNDÜL: Bu durum Avrupa ülkelerinde çok büyük yadırgamalara ve tolumsal tepkilere neden olabilir. Ama Türkiye de birçok parti kapatıldı. Birkaç gün yazılıyor sonra unutuluyor. Zaten partilerde yargının bu pratiğini bildiği için bir B planları var.
Şimdi AKP iktidar partisidir. Milletin çoğunluğunun oyunu almıştır, ama milletin bilmediği bir suçu varsa hukuken kapatılır. Teorik olarak mümkündür. Fakat ortaya konan deliller gerçekçi değil. Bu parti 6 yıldır iktidarda hani nerede şeriat, bunun için neler yapıldı. Somut olarak bir şey yok ki. Yoksa şeriat geldi de millet mi görmüyor. Böyle bir şey olabilir mi?
Hatta 6 yıl öncesine bakalım. Şimdi daha özgür bir ortam var. Yani iktidarın olumsuz politikaları yanında birçok da olumlu adımları var. Özellikle Avrupa Birliği yasalarının çıkması oldukça önemeli. Elbette iktidarın hataları var. Özellikle biz acımasız bir şekilde çokça eleştiriyoruz. O tamam da yani şeriatçı demek nere eleştirmek nere. İşte bütün anayasal düzeni değiştirdi veya değiştirmek üzere gibi laflar saçmalıktan ibarettir.
Ayrımsızlar: Efendim birazda iktidardan uzaklaşıp muhalefete bakalım. CHP’nin mevcut yönetimi ve muhalefeti hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hüsnü ÖNDÜL: CHP’yi sosyal demokrat bir parti olarak görmüyorum. Evrensel ölçekte sosyal demokrasinin ilkeleri vardır. Onlarla çelişen tutum içerisindeler. Üst yönetimi ile milliyetçi, devletçi; özgürlüklerden ve demokratik standartlardan ürken ve korkan yalnızca Cumhuriyetçi özelliği ile öne çıkmış bir parti konumunda. Muhalefet partisi olarak CHP özgürlükçü bir parti değil. Hükümeti ne özgürlükler konusunda nede insan hakları konusunda eleştiriyor veya yönlendiriyor. Aksine hükümetin attığı adımları da geri çeken bir konumda. Otoriter sistemin değişmesine direnç gösterir bir pozisyonda. CHP yurttaşların daha fazla özgür olmasından rahatsız oluyor. Daha çok devletçi görüşe sahip olduğu iyice anlaşıldı. Yani demokratikleşme konusunda iktidar partisinden daha gerideler. Geleneksel sola göre sağda olan partiler gerici partilerdir. Sol partiler işçinin, ezilenin çıkarını savunan partilerdir, özgürlükçüdür. Sağda olan partiler ise genellikle mevcut nizamın koruyucusudurlar. Sermaye sınıfının partileridirler, onların çıkarlarını korurlar. Ama bu yer değiştirmiştir. Özellikle AKP’nin Avrupa Birliğine paralel tutum takınmasından sonra. Bu konuda AKP ile CHP’nin mukayesesi bile yapılamaz. Fakat madalyonun iki yüzü var. AKP bu tutumunu Avrupa Birliğine paralel olarak belirledi. Keşke bu tutum, bu özgürlükçü yasalar Avrupa Birliği olmadan kendi parti programlarında olsaydı. Yani AKP devlet politikası olarak Ecevit ile başlayan bu süreci devam ettirmiş. Fakat hedefe vardıktan, dış politikadaki istekler bittikten sonra 2005’te bu tutum durmuştur. Bu böyle olmamalıydı. Bu sadece AKP için böyle değil, sol partiler de olsaydı böyle yaparlardı . Devlet politikası bitince her şey bitiyor. Kendileri bunlara bir şeyler katmıyorlar. Bunu nerden anlıyoruz, 2005 de müzakereler başladıktan sonra geri dönüş oluyor. İnsanlar izleniyor, dinleniyor vs.
Ayrımsızlar: Gerçekten Ergenekon adlı bir oluşum var mı?
Hüsnü ÖNDÜL: Bilmem. Ama Türkiye de çok eskiden beri devlet içine sızmış çeteler konuşuluyor. Var mıdır? Yok mudur? Bilemem ama bir takım belirtiler var. Bir de şunu düşünmeliyiz ki şuanda tutuklu olanların tamamı emeklidir. Veya devlet bürokrasisin de olmayan insanlardır. Niye şuanda Devlet bürokrasisin de olan insanlar yok. Neden şuanda görevli bir subay veya astsubay yok. Yani böyle bir çete varsa bunlar hali hazırda devlet yetkisini kullanan insanlarla beraber bu işleri yapabilirler. Niye bu insanlar yok? Bu tür çetelerin, devlet içinde ki yasa dışı örgütlenmelerin çözülebilmesi için Türkiye nin gerçek anlamda hukuk devleti olmasından geçer. Hukuk devleti demek hukukun üstünlüğü ilkesinin geçerli olduğu devlet demektir. Bu hukuk Türkiye de ki yargıçların, savcıların anladığı hukuk değildir. Bizim anladığımız hukuk da İnsan Hakları hukukudur. Bu konuda anlaşmalıyız. Onların çıkarttığı hukuk yasa devletidir. Zaten şu anda yasa devleti olmayan devlet yok ki dünyada. Yani bütün faşist, totaliter baskıcı devletlerde de yasalar var, onlarda da hukuk var. Yasaların olması hukukun olması, hukukun olması da insan hakları hukukunun olması anlamına gelmiyor. Onun için biz içeriği bakımından insan hakları hukukuna dayalı bir sistemin olmasını istiyoruz. İşte böyle bir sistemde çeteler olmaz, yasa dışı örgütler olmaz. Olsa da kolayca temizlenir. Şimdi Türkiye de devlet içinde devletler var.11 ayrı dinleme örgütü var. Genel kurmayın Türkiye deki pozisyonu devlet içinde devlettir. Ayrı bir yargısı var. Protokol da Başbakandan sonra geliyor, bakanlardan önde. Genel kurmay başkanını yargılayacak bir yargı yok Türkiye de. Sivil yargı askeri yargılayamıyor. Şemdinli davasında olduğu gibi. Dolayısıyla Türkiye de ki bu mevcut sistemde devlet içindeki çeteleşmeler ortaya çıkartılamaz. Hele ki Türkiye de ki yargının durumu bu halde iken. Ankara Üniversitesinden Prf. Mithat Sancar’ın yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye yargısı İnsan Haklarını devletin güvenliği açısından tehlikeli görmektedir. Yani devlet çıkarı söz konusu olduğunda hukuk mukuk dinlemem demişlerdir. Bunu yargıçların % 62 si söylüyor, ben söylemiyorum. Bu durumdaki yargıdan sağlıklı kararlar beklenir mi? Sonuçta insan haklarına dayalı hukukun üstünlüğü ilkesini benimsersek bütün sorunlar çözülür.
Ayrımsızlar: Sizce bu dava nasıl sonuçlanır?
Hüsnü ÖNDÜL:Biraz önce dedim ya Türkiye yargısı bağımsız ve tarafsız olmadığı için her şey güce göre şekilleniyor. Ben bir avukatım, cezacıyım ama mantığım kabul etmiyor, nasıl oluyor da bir tek kamu görevlisi yok içerde. Büyük bir bilgi kirliliği var.
Ayrımsızlar: Sayın Öndül biraz önce siz 6 sene önceye kadar özgürlükler açısından daha iyi durumda olduğumuzu söylediniz. Bu bağlamda Ülkemizde ki insan hakları profili nedir?
Hüsnü ÖNDÜL: Yani bir kere Türkiye şu anda ölüm cezasının olmadığı bir ülkedir. Bu önemli bir hamleydi. Bunu yanında dil yasağı çoğu yerde kaldırıldı, fakat siyasi partiler kanunun da hala daha dil yasağı var. Göz altı süresi en fazla dört gün, gözaltında insanlar avukatı ile görüşebiliyorlar. Ve daha pek çok alanda olumlu gelişmeler yapıldı. Ama son üç yılda, müzakereler başlayınca problemler de başladı. Yani iktidarın ödevi bitti. Şu anda Türkiye yi rotası olmayan bir iktidar yönetiyor. Kendi can derdinde, okyanusta rotası belli olmayan bir gemi gibi. Son üç yılda hükümet İnsan haklarına odaklaşmayı bıraktığı için ihlallerde başladı. Örneğin düşüncelerini açıkladığı için 2005 yılında 192 kişi hakkın da dava açılmışken 2006 yılında 1032 kişi, 2007 de 1232 kişi hakkında dava açıldı. Çeşitli baskınlar 2005 yılında dibe vurmuşken 2008 yılına gelince bu baskınlarda arttı. Yeni haklar için madde çıkartılmıyor. 301. Madde bile sembolik olarak değişiyor. İnsan hakları açısından bu gidişat pek iyi değil.
Ayrımsızlar: Ülkemizde insan hakları ile ilgili çeşitli dernekler var. Bu derneklerin, özellikle sizin bu bağlamda ki çalışmaları nelerdir?
Hüsnü ÖNDÜL:İnsan hakları derneklerinin öncelikle kavramın tanıtılmasında katkıları olur. Türkiye de İnsan Hakları kavramını sivil toplum olarak ilk biz tanıttık. Bu kavramın daha popüler hale gelmesinde bizim büyük hizmetimiz olmuştur. Zaten biz Türkiye nin en eski ve en büyük insan hakları örgütüyüz. 29 şubemiz 3 temsilciliğimiz var. 1986 da kurulduk. Bizler kavramın yanında ikici olarak aykırılıkları rapor ediyoruz. Bunu çeşitli kurum ve kuruluşlara bildiriyoruz. Ayrıca eğitim çalışmaları yapıyoruz. Kendi personelimizi eğitiyoruz. İhlaller olduğu zaman başka başka örgütlerle beraber ortak açıklamalar yapıyoruz. Mazlum-Der, biz, Helsinki Yurttaşlar Derneği v.b. gibi derneklerle dayanışma içindeyiz. Mesela Mazlum-Der siyasi görüş olarak bizden farklı. Onlar biraz daha dini duyarlılığı olan arkadaşlar, fakat ortak paydamız var, o da İnsan Hakları’dır.
Ayrımsızlar: Efendim son olarak Türkiye deki inanç özgürlüğü ve başörtü meselesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye nereye gidiyor?
Hüsnü ÖNDÜL: Evet, AKP İnsan Hakları politikası açısından bir taktik yanlış yaptı. Doğru bir politika değil. Ama biz ona rağmen başörtüsü yasağını kaldıran anayasa değişikliğini olumlu bulduğumuzu bir basın açıklaması ile duyurduk. Aslında AKP bizi kandırdı. Dedi ki: sivil anayasa yapacağız, işte taslak hazırlandı. Toplumun görüşü alınacak dediler. Bizler bir çok panel yaptık, çeşitli görüşler ortaya çıktı. Tam bu sırada sayın başbakan çıktı dedi ki, biz başörtüsü ile ilgili anayasa değişikliğini yapacağız, ötekini dondurduk. İşte bu temel bir yanlıştı. Zaten toplumda sayın başbakanın, kendi dünya görüşü ile ilgili özgürlükler istiyor kanaati vardı, bu pekişti. Ama biz buna rağmen özgürlük, özgürlüktür dedik ve destekledik. Hatta bazı insan hakları dernekleri olumsuz açıklamalar yaptılar. Ama bizim açıklamalarımız hep olumlu oldu.
Şimdi bu kriz nasıl çözülür, bilemeyiz. Türkiye de Cumhuriyetçi kanadın, otoriter sistem yanlısı tarafın katı tutumu devam ediyor. Bunun üzerinden politika üretiliyor. Doğrudan doğruya milletin iktidarına ortak olduklarının bu yolla ilan ediyorlar. Yargı siyasi iktidara ve yasama organına dedi ki: Vatandaşın özgürlük alanını da genişletsen bazı konularda bunu yapamazsın. Ben varım, dedi. Bizi korkutmaya çalışıyorlar. Gece yarısı bildirilerinin yerini yargısal darbeler aldı diyebiliriz. Bu açıdan durum pek iyi değil. Onun için en kısa zamanda anayasal çalışmalar başlamalı ve devam ettirilmelidir. Bu anayasa da halka sunulmalıdır. Halk da diyecek ki ben bu anayasayı kabul ediyorum. Ondan sonra yargı veya asker kalkıp ben bu anayasayı kabul etmiyorum, diyemeyecek. Ama AKP’nin anayasası değil toplumun anayasası olacak.
Ayrımsızlar: Efendim 12 Şubat 2008 tarihinde Türkiye nin değişik siyasi görüşlerinden, inanışlarından, yaşam biçimlerinden insanlar bir araya gelip bir grup kurdular ve adına da Ayrımsızlar dediler. Ve ülkesini seven, diğerlerinin tercihine, inanışına, görüşüne karışmayan herkes bizim kardeşimizdir dediler. Ve amaç olarak da kişisel hak ve özgürlükleri savunmak, ülke içi kutuplaşmaları engellemek , insan hakları, özgürlük ve barış gibi kavramları yaymak olarak belirlediler. Buna göre Ayrımsızlar hakkındaki düşünceniz ?
Hüsnü ÖNDÜL:Şimdi bu söylediğiniz amaçlar bizimde paylaştığımız amaçlardır. Biz genel olarak insan hakları ile ilgili olan her türlü çalışmaya olumlu bakıyoruz. Son on yılda İnsan haklarının çeşitli alanlarında örgütlenmelerinin çoğaldığını görüyoruz. Bundan da sevinç duyuyoruz. Tabi işbirlikleri yapılabilir, devamlı iletişim halinde olunmalıdır.
Ayrımsızlar: Efendim sizde bir AYRIMSIZ mısınız?
Hüsnü ÖNDÜL: Tabi ki…..
Röportaj ekibi : Ömer Naci FİDAN , Selim DİLER , Gülesen KILIÇ
İşbu röportajın kaynak göstermek şartıyla ( www.ayrimsizlar.com ) serbesttir.