ÖNEMLİ DUYURU : HAKKIMIZDAKİ SORUŞTURMA SONUÇLANINCAYA KADAR SİTEMİZ KAPALIDIR !!!

Hüseyin Gülerce Röportajımız.. (Zaman)

Hüseyin Gülerce Röportajımız.. (Zaman)

Demokrasi , Laiklik , Türk okulları , Fethullah Gülen , Öndev Sav , Akp'nin hataları , Peygamber Efendimizin demokrasi anlayışı ve şu an ki islam anlayışı..ve Ayrımsızlar...


22 Haziran 2008 15:43
font boyutu küçülsün büyüsün


Hüseyin Gülerce : Ben 68 kuşağının sağ tarafındayım. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Kimya Bölümü mezunuyum. Fiilen de dershanecilik yaptım. (kendi dershanem)  Dershane kurucusu ve müdürüydüm. Aynı zamanda Fizik öğretmeniyim.  Eğitimin çeşitli kademelerinde bulundum. Yalova Lisesinde fizik öğretmenliği ve müdürlük yaptım. Bursa’da milli eğitim müdür yrd yaptım. ANAP’tan 1983 senesinde İstanbul’dan milletvekili adayı olarak siyasete girdim. 1986’da Yalovaspor başkanlığı yaptım.         

 

Buyurun hem çaylarımızı içelim hem sorularınızı alayım.  

 

Ayrımsızlar: Sn Gülerce, siyasi görüş olarak kendinizi tanımlar mısınız?   

 

Hüseyin Gülerce : Ben bir siyasi çalışmanın içinde olmayan fakat illaki bir yere oturtulacaksa, Tayyip bey söyledi diye değil de , ben de kendimi düşünüyorum mesela, ne sayılırım ben? Demokrat demem lazım kendime. Muhafazakâr diyemiyorum. Çünkü o da başka şeyler çağrıştırıyor. Muhafaza edilmesi gereken şeyler var ama muhafaza etmeniz gerekenler dışında, çağa adapte olması gereken meseleler var. Ama demokratlık iyi bir ölçü yani siyasi açıdan demokratım.   

 

Ayrımsızlar: Bir demokrat olarak uç noktadaki görüşlere nasıl bakıyorsunuz?  

 

Hüseyin Gülerce : Benim konumum şu; herkesin konumuna saygılı davranmak. Herkesi kendi konumunda kabul etmenin ötesinde şey var, zorluyorum kendimi, kabul ederken zorlanma gibi bir anlayış, yaklaşım var. Ama herkesin konumuna saygım var deyince artık fikri, yaşam tarzı, ne olursa olsun ben onu insan olarak görüyorum. Beni ilgilendiren tarafı insan oluşu. Sadece, insana zarar vermeyen biri kastedilebilir. Kobraya saygılı olamazsınız yani. O zaman zehirlediği insanın hakkı, durumu ne olacak? Burası çok önemli, insana zarar vermiyorsa, zarar verme niyeti taşımıyorsa. Her insan kendi hayatını yaşıyor. İnancı yaşam tarzı tercihi ne olursa olsun. Ona insan olarak saygı duyuyorum. 

 

Ayrımsızlar: Dinler Arası diyalog ile ilgili özellikle STV ve Zaman Gazetesini de kapsayan bir girişim var. Eski Papa II. Jean Paul döneminde sıcak diyaloglar yaşandı. Şu andaki Papa Benedict'in makama geçmesiyle birlikte yaptığı açıklamalar diyalog sürecini nasıl etkiledi? Ülkemizde bazı kesimler tarafından diyalog karşıtı söylemler yapılmakta. Ülkemizdeki misyonerlik faaliyetleri kapsamında değerlendirenler bile var. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?  

 

Hüseyin Gülerce : Ben aynı zamanda Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının mütevelli heyet başkanıyım, Bu vakıf 1994’te kuruldu. 10 kadar arkadaş tarafından. Kurucular arasında Sn Gülen de var, ben de varım.  Kurulduğu günden beri ve hala başkanlığını yapıyorum. Bu vakıf neredeyse Türkiye'de diyaloğun adresi haline gelmiş bir sivil toplum kuruluşudur. Bu sivil toplum kuruluşunun 3 platformu vardır. Birincisi Abant: 1998 yılından beri Abant ta başlayan diyalog toplantıları ile adını duyuran, daha sonra yurt dışına açıldı. Washington’da, Paris'te, Brüksel'de, Kahire'de Abant toplantıları yaptık. ikinci platform: Diyalog Avrasya Platformu. Bu da başta Rusya olmak üzere, Avrasya coğrafyasındaki ülkelerle diyalog çalışmaları yürütüyor. Üçüncüsü ise Dinler arası Diyalog Platformu. Bu, farklı din mensupları arasında yürütülen bir diyalog çalışması. Şimdi diyaloğu her meselede olduğu gibi, kavram olarak doğru anlamak lazım. Çünkü Türkiye’de çok ciddi bir biçimde laiklik tartışması var. Neden? Çünkü laiklik kavramı üzerinde anlaşamıyoruz. Mihenk taşını doğru koysak. Birkaç santimetre beridesin ilerdesin, söylersin. Ama taş ortada yok yani. Laiklik mihenk taşı dediğiniz zaman ölçü alacağız. Ben fizikçiyim mesela ''bir cisim 30 metre gittikten sonra'' dediğinizde fiziği iyi bilen bir adam sorar; nereden itibaren 30 metre? Bir başlangıç noktası olması lazım. Sen '' şuradan itibaren''  demedikten sonra laikliğe şu kadar yakın şu kadar uzak diyemeyiz. Laiklik neredeki yakınlığını söylüyorsun? Onun için dediğim gibi, diyalog konusunda maalesef tıpkı laiklik kavramı gibi üzerinde anlaşılmış bir kavram değil. Kimileri diyaloğu belli hedeflere varmak adına bir vasıta olarak düşünebilir. Küreselleşen bir dünya var. Bu dünyada insanlar emperyalizme karşı özellikle Batı emperyalizmine karşı teyakkuz haline geçmişler. Gardını alıyorlar. Biz bunların gardını çözmek için tatlı bir şey teklif edelim, işte ılımlı İslam projesi Ortadoğu için. Yahut da işte diyalog çalışmaları gibi. Öyle düşünenler olabilir. Vardır demiyorum, olabilir diyorum. Bizim anladığımız diyalog : Küreselleşen bir dünya var. Hatta soruyu şöyle sormamız lazım: Diyalog yapmayalım da ne yapalım? Mesela birileri çıksa bize dese ki kardeşim nerden çıktı bu diyalog, neden diyalog çalışması yapıyorsunuz? Benim ilk sorum şu olur: diyalog yapmayalım da ne yapalım? Diyaloğun dışındaki yol kavga yoludur. İnanan şuurlu bir Müslüman için diyalog Hz Peygamber'den beri vardır. Ben Profesör Hayrettin Karaman Hoca’dan dinlemiştim. Peygamberimiz Medine'de iken Neccar Hıristiyanları geliyor. Üç gün kalacaklar Medine’ de ve pazar günü ibadetlerini yapabilecekleri bir yer istiyorlar Hz. Peygamber’den. O da diyor ki; mescidimiz var, mescidimizde ibadet edebilirsiniz. Yani Müslümanların mescidini Hıristiyanlara ibadet için veriyor. Bakınız şimdi bunu bugün düşünemezsiniz bile. Peygamberimizin diyalog anlayışı, bugünkü Müslümanlardan fersah fersah üstündür. Kuşadası’na gelen bir turist kafilesi dese ki, '' burada kilise yok.Pazar günü ibadet edebileceğimiz bir yer var mı?''Oranın müftüsü de ''pazar günü öğlene kadar camilerimiz boş. İsterseniz orada ibadet edebilirsiniz''. Soruyorum size Türkiye’de yer yerinden oynar mı, oynamaz mı? Demek ki biz kendi inancımızın diyaloğa verdiği değeri bilmiyoruz. Yani diyalog, bana inancım gereği ters bir şey değil. Örneği var benim Peygamberim’de. Osmanlı’da var. Selçuklu’da var. Anadolu başkasının iken, Bizans’ın iken gelmiş ticaret yapmışlar. Ticaret de bir diyalogdur. Oturmuşlar konuşmuşlar, işte Alperen deniyor, Uçbeyleri deniyor. Önceden gitmişler halkın arasına girmişler. İyi yapmışlar. Zaten siz kendi derdinizi anlatmak isterken diyaloğa mecbursunuz. 21. yüzyılda küreselleşen dünyada hepten  mecburuz buna. Şimdi; sizin aklınızda şüphe ve şaibeler var, Başkaları da sizin hakkınızda birtakım laflar ediyorlar. Siz kendinizin kendiniz olduğunu, aslında dürüst, samimi, zarar vermeyen insanlar olduğunuzu nasıl anlatacaksınız? Diyaloğa geçerek anlatacaksınız. Ama diyaloğa karşı çıkanlar da burada bir karartma yaptılar maalesef. Bilgi kirlenmesi. Dediler ki; Bu farklı dinlerden diyaloglardan farklı bir din çıkacak. Biraz Müslümanlıktan biraz Hıristiyanlıktan biraz Yahudilikten . Bu tabii çok çirkin ve acımasızca bir saldırı. Çünkü neden bir Müslüman diğer dinlerden bir şey alsın. Kaldı ki Müslümanlara göre, bir Hıristiyan bir Yahudi bunu ne derece kabul ediyor bilemem ama, Hz Musa da Hz İsa da Allah’ın peygamberi. Allah bir tanedir. Tek Allah olunca tek bir dini olur. Dolayısı ile Hz Adem’den bizim Peygamberimize kadar tek bir din vardır. Dolayısı ile benim bir Musevi bir  Hıristiyan ya da Yahudi ile alıp veremediğim bir şey olamaz. Çünkü onların Peygamber olarak tanıdıkları insanlara ben de Peygamberim diyorum. Hz Meryem'e ben de saygı duyuyorum. Kur'an-ı Kerim’de adı geçen tüm peygamberleri kabul ediyorum. Ama benim kitabıma göre tamamlanmış hali en son hali olan din Müslümanlıktır. Ben Kur'an-ı Kerim varken Müslümanlık varken neden başka dinlerden bir şey alayım. Diyalogta aslolan şudur zaten; sen sen kalacaksın ben de ben. Hiç birimiz bir dayatmayla diğerinin tarafına geçmek gibi bir teklifi kabul etmeyecektir. Biz kalarak insanlığın ortak problemleri için, insanlık için ne yapabiliriz bunu konuşacağız. Diyalog budur. Yoksa bak ben seninle diyaloğa geçiyorum, eninde sonunda seni kendi fikrime getiririm. Bu bir defa insanları kullanmak için çok çirkin bir şeydir. Bu niyet insani değil. O insan seninle diyaloğa geçiyorsa bunun dünyada örnekleri var. Amerika, Avrupa, Afrika’da. Bu diyaloğa inanan  insanlar, sivil toplum kuruluşları, Kimse Yok mu Derneği, okullar açılıyor. Orada Vietnam’daki Kamboçya'daki Nijerya'daki Laos'taki okulda siz Müslümanlığı anlatmıyorsunuz. Oradaki insanlarla okul vasıtası ile diyaloğa geçiyorsunuz. Biraz önce dedim ya,110 ülkede Türklerin açtığı okullar var ve buradaki insanlarla başarılı diyalog çalışmaları var. Demek ki buradaki insanlar oradaki öğretmenlerden, idarecilerden memnun kalmışlar. Türkiye'de yarışmalara geliyorlar. Hıristiyan ise öyle de kalıyorlar. Budist ise Budist kalıyorlar .Ama şu var. İnsanlar istedikleri inancı ilerleyen yaşlarda tercih edebilirler. Birini çok sever yaşantısını çok sever, onun dinine geçebilir. Ama bu Müslümanlıktan Hıristiyanlığa da geçiş olabilir. Ateizme geçiş de olabilir. Bir ateist Müslüman da olabilir. Ama burada bir yarış varsa insani bir yarış olmalı ki bu çağda insanların ben seninle diyaloğa geçiyorum. Sonunda seni benim fikrime getireceğim. Öyle bir niyet varsa baştan bu yanlış. Bu diyaloğun özüne ait değil. Yani diyalog bu değil. 

 

Ayrımsızlar: Ilımlı İslam Radikal İslam’a dönüşür korkusu?  

 

Hüseyin Gülerce : Şimdi çok güzel bir söz vardır: "İnsan bilmediğinden korkar" diye. Bir ses duyuyorsunuz nereden geldiğini bilmiyorsanız korkarsınız. Ama tanıdık bir ses ise bu o sizi korkutmaz. Şimdi Türkiye'de bir travma var. Biz bir imparatorluktan tek bir devlete geçtik: Cumhuriyete. Yönetici bazında bu bir travma oldu. Şu anda hiç toprak kaybetmemiş bir kuşak var; ancak o dönemde bu oldu. Yöneticilerde şöyle bu travma "hiç toprak kaybetmemeliyiz, parçalanmamamız lazım, çok sıkı tedbirler almamız lazım"  travmasını doğurdu. O da şöyle bir psikoloji geliştirmiş: "Biz kurucu halkız, dolayısıyla bu kurucu halkı,  parçalanmayı meydana getiren unsurları iyi analiz ederek sağlamlaştırmamız lazım. Bundan sonra Türkiye'yi ne parçalayabilir? Etnik köken, mezhepler ve dini çok öne çıkarma parçalayabilir. Kendisini kurucu kabul eden elit bir kesimde bu düşünce yerleşmiş. Dolayısıyla demokrasi geliştikçe bu fikri savunmak çok zorlaşmış. Kürt vatandaşımız "Kürdüm, neden ben Kürt kimliğimi açıkça söyleyerek Kürt olarak yaşayamayacağım? Diyor. Elit tabaka ona demiş ki: "Sen Kürt değilsin, senin aslın Türk. Dağdaydın karda  yürürken "kart kurt" ses çıktı biz de sana 'Kürt' dedik. Aslında sen de Türksün de. Şimdi bakın bu itirafı eski Genelkurmay Başkanlarından yapanlar oldu.  "Bu yaklaşımımız yanlışmış" dediler. Bu travma yaşamış neslin akabinde gelen kuşaktaki düşünce "Demokrasi geliştikçe ne yapabiliriz?" sorusuna cevap aramamış bana göre. Çünkü arasaydı mesela bu kimliklerin rahatça sergilenmesi ve  bir Türk - Kürt meselesinin çıkmasını önleyici yumuşak tedbirler olabilirlerdi. Öyle yapmadılar Diyarbakır Hapishanesinde insanlara işkence yaptılar, işkence yaptıkça Kürt damarı daha da kuvvetlendi. Üstüne gittikçe daha da kuvvetlendi.  

 

Ayrımsızlar: Peki sizce? 

 

Hüseyin Gülerce : En başta dedim ki, sevmek zordur. Eğer bu travmadan kurtulabilsek ve çağı okuyabilseydik; Dünya nereye gidiyor, Türkiye nereye gidiyor? Demokrasiye gidiyor. Demokraside insanlar kendi kimliklerini rahatlıkla söylediklerinde bu tehlike teşkil etmez. Ben diyorum ki şimdi "Ben Müslüman'ım, memurum, Cuma Namazına gitmek istiyorum. O da diyor ki, "Bu laikliğe aykırı. Bugün bunu yaparsam" diyor, "yarın üniversitelerde başörtüsünü isteyeceksiniz.. Sonra ne olacak?" diyor. Ben de diyorum ki, sonra bir şey olmayacak. Biz inancımızı serbestçe yaşadığımız zaman bu Avrupa Birliği'nin din özgürlüğü  standardının içinde bir talep. Bugün Avrupa Birliği'nden Sosyalist Grup Başkanı konuşuyor : "Ben başörtüsünün laikliğe aykırı olmasını bir türlü anlamıyorum". Bu inancı yaşama meselesidir diyor. Şimdi bizim dediğimiz de o: Ben tehdit değilim, laikliği ben de istiyorum, bir Müslüman olarak dinimi nasıl bir yönetimde yaşayacağım? Sorusu önemli. Şeriat devleti derseniz o konu biraz karışık.  Şeriat devletinden kastınız nedir bir. Hz.Muhammed'den sonra Dört Halife dönemi var, burada Halifeler seçimle yönetime gelmiş. Ondan sonra Emeviler'de, Abbasiler'de ve Osmanlı'da babadan oğla geçmiş. Şimdi bunun bir örneği yok ki bu dönemde. Şimdi benim aklım ermese ve siz de deseniz ki "siz şeriat devletinde rahat edersiniz" ben de derim ki, hangi şeriat devletinde. O zaman ben sana Müslüman olarak çok net bir şey söylüyorum: " Ben dinimi özgürce ancak ileri bir demokraside yaşarım. Bak ben sana bir senet veriyorum. Dolayısıyla demokrasinin olmazsa olmaz laiklik şartını ben peşinen kabul ediyorum. Çünkü kabul etmezsem din özgürlüğünden yararlanamayacağım. Ama benim ricam da şu sen de bu laikliği Batı'nın anladığı gibi demokratik laiklik olarak algıla. Bak Batılılar. Biz demokratik laiklik istiyoruz dediler. Ben de Müslüman olarak bunu istiyorum. Fikir ve ifade hürriyeti istiyorum. Dinimi özgürce öğrenmek istiyorum. Kur'an'ı öğrenmek istiyorum. Anayasanın 24. Maddesinde var.  Sen diyorsun ki, 15 yaşından önce Kur'an öğrenemezsin. Ben çocuğuma Kur'an'ı nerede öğreteceğim, göster diyorum. Sen bunu devlet olarak laikliğe aykırı tepkisiyle karşılıyorsun. Üniversite öğrencisi diyor ki,  başörtüsü siyasi simge değil, ben bunu inancım gereği takacağım. Sen diyorsun ki, hayır siyasi Simge. Parlamento %70 evet diyor, Sayın Baykal diyor ki, siz laikliği delmeye çalıştınız. Bu endişeler ister siyasi bir hesapla konsun ister konmasın AK Parti'nin bu endişeleri kaale alması, önemsemesi gerekirdi. Başbakanın 22 Temmuz akşamı AK Parti Genel Merkezi'nde balkonda yaptığı konuşmanın üslubu çok önemliydi. O üslubu devam ettirmeliydi. Sayın Başbakan Hülya Avşar'ın programında demiş ki: İspanya'da sorulan soruya bir Başbakan olarak cevap vermemeli miydim? Ben de diyorum ki, evet Sayın Başbakan cevap vermemeliydiniz. "Ben Türkiye'nin iç meselesini, kendisinin çözeceği bir meseleyi burada konuşmak istemiyorum. Biz onu ülkemizde toplumsal bir mutabakatla çözmeye çalışıyoruz, çözeceğiz” dese ne olurdu? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin daha önce aldığı bir kararda "Bu Türkiye'nin iç meselesidir. Anayasasında bir değişiklik yaparsa bunu tekrar görüşürüz" demişti.  Ona atfen söylüyorum. Şu anda Avrupa'nın hiçbir ülkesinde böyle bir meselesi yok. Başbakan böyle bir cevap verebilirdi.    

 

Ayrımsızlar: Peki durum bu iken Türkiye AB’ye girebilir mi?  

 

Hüseyin Gülerce : Girebiliriz. Hala bir şansımız var. Evvela AKP ile  CHP’nin bir barış çubuğu tüttürmeleri gerekiyor. Savaşlarda bile oluyor bu. Bir ateşkes demeleri lazım. Başbakan ile Baykal bir araya gelsinler yahu. Baykal kimlerin elini sıkıyor, Erdoğan kimlerin elini sıkıyor. Neden birbirlerinin elini sıkmasınlar. Geçmişte Ecevit ile Demirel böyle çatıştı. Türkiye'de darbeler oldu. Şimdi aynı hava bir daha var. Bu düdüklü tencerenin basıncının atılması gibi, emniyet subapı gibi. El sıkışmaları lazım. Evvela bu gaz bir gitsin yani. Bu insanlar neden bir araya gelip çay içmiyorlar yahu. Kahvaltıya gitsinler, yemeğe gitsinler. Allah Allah ne var bunda kardeşim?  

 

Ayrımsızlar: İktidar CHP olsaydı ve deseydi ki; başörtüsünü çözelim. Sizce aynı kutuplaşma, zıtlaşma olur muydu?   

Hüseyin Gülerce : En doğru çözüm de buydu. Ya önceki koalisyon çözecekti. Ecevit'in olduğu. Ya da CHP çözecekti. CHP şöyle düşünüyor. bunu AK Parti yaparsa dindar insanların oyu AKP’ye gidecek. Böyle bir fırsatı onlara vermeyeceğiz. Bu arada kendileri de hata yapıyorlar. Sayın Önder Sav şakayla karışık hatalar yaptı. Bu sefer dindar  insanlar  CHP’nin dine tavırlı parti olduğunu düşünüyor. Neden? Başörtüsünü  engelliyor, hac ile alay ediyor. Aslında Baykal’ın dinle problemleri olmadığını  ortaya koyması lazım. Demokraside konuşmak, kapanan bir kapı değildir. Bugün de  konuşulup anlaşılabilir. Medya üzerinden birbirlerine laf yetiştiriyorlar. Medya  da onları değerlendiriyor; işte lider böyle olur öyle liderlik olmaz vs. Buradan bir şey çıkmaz. İşte bir takım taraftarları tezahüratta ölmeye ölmeye geldik diye bağırıyorlar takımlarını ateşlemek için. Ülke yönetiminde gaz olmaz. Evvela bu  gazı hepimizin atması lazım.  

Ayrımsızlar: Önder Sav'ın malum konuşması için ne düşünüyorsunuz? 

 

Hüseyin Gülerce : Cihan haber ajansı ve CHP’li belediye başkanı o toplantının basına açık olduğunu söylediler. Ancak Sayın Sav gizli kamera sokmuşlar dedi. Boş boğazlık insanların yaptığı bir hatadır. Siyasiler de insandır. Onlar da bazen boşboğazlılık ederler. Ama siyasiler için, kamuoyu önündekiler için bir faturası vardır. Biliyorsunuz bir spiker Aleviler için bir programında boşboğazlık etti. Meslek hayatı bitti. Bence Önder Sav da boşboğazlık etmiştir. Aslında dine bu kadar tavırlı bir insan olduğunu sanmıyorum. O da bu toprakların insanıdır. En  azından kültür Müslüman’ıdır. Yani hac ile Peygamberimiz ile alay edilemeyeceğini bilir. Doğrusu şu idi, diyecekti ki ben bu hacca gitmek isteyen insanı 30 seneden beri  parti içinden tanırım. Aramızda böyle bir şakalaşma münasebeti vardı. Ben orada boşboğazlılık ettim. Özür dilerim. Katiyen Peygamberimize hakaret etmeyi, alaya  almayı düşünmediğim gibi haccı da hafife almıyorum. Çünkü benim de akrabalarımda hacca giden insanlar var. Deseydi bu mesele kapanırdı. Ama arkadaş ( Önder Sav) özür dilemiyor. Genel başkanı da ona sahip çıkmaya devam ediyor.  

 

Ayrımsızlar: Sn Sav’ın söylemlerini boşboğazlılık olarak tabir ettiniz. Ancak CHP’nin tarihine baktığınızda bunun gibi daha birçok örnekler var. Bu duruma ne diyeceksiniz?  

 

Hüseyin Gülerce : Sayın Baykal'ın çok güzel açılımları da oldu bir ara. Edebali’den bahsetti. Mevlana’dan bahsetti yani dinin hoşgörü tarafını söyledi. Bunlar bir Müslüman yaklaşım şeklidir. Anadolu‘da inancımızın temelleri sayılan insanlardan bahsetti. İslam doğru anlaşılırsa, hiçbir zaman radikallik çıkmaz İslam’dan. Bizim Peygamberimiz’de bir radikallik görülmemiştir. Mesela Peygamberimiz hiçbir eşine bırakın bağırmayı sesini bile yükseltmemiştir. Ama bugün Müslüman Türk erkeği çok rahat dövüyor bile. Dinde olmayan bir şeyi rahatlıkla yapıyor. Yani gelenek haline getirdi.  

 

Ayrımsızlar: Topraklarımızda kültürümüzün asimile olduğunu düşünüyor musunuz? 

 

Hüseyin Gülerce : Küreselleşme dediğimiz olgu,her kültürde asimile tehdidi taşıyor. Herkes asimile olur karşı karşıya. Bizim bir sözümüz var ya, her şerde bir hayır vardır diye. Eğer Batı, küreselleşme adı altında kendi kültürünü asimilasyon için kullanıyorsa, bunun arkasına devlet  desteği koyuyorsa, toplumların gözünü açması lazım. Bence açıyor da. Mesela Rusya Amerikan kültürünün küreselleşme adı altında kendi kültürünü asimile etmesinden rahatsız. Toplumlar küreselleşen dünyada kendi kültürünü koruma altına almak  çabasında. İnsanlar zaten bundan rahatsız. Bir insan eğer Kürtse, ona 40 defa Kürt değilsin desen de o Kürtlüğünden vazgeçmez ki. Kaldı ki Kürt olması Ermeni olması neden kabahat olsun. İnsanın kendi anne babasını milletini seçme imkânı yok ki şimdi. Ben nasıl seçeceğim annemi babamı. Burada aslolan insan olmak, insan kalmaktır. Başka insanlara zarar vermemektir.                                          

                                                                                

Ayrımsızlar: Parti içi demokrasi konusunda Baykal ve Erdoğan yeterince çaba harcamış mıdır? Parti içi demokrasisi olmayınca Parti dışı demokrasi ne derece başarıya ulaşır? Medyanın da bu kamplaşmaları teşvik ettiğini söylediniz. Bu durumda Türkiye'de demokrasinin geleceğini nasıl etkiler?  

 

Hüseyin Gülerce : Türkiye'de demokrasi tam yerleşmedi. Siyasi partiler bile hala lider sultasından kurtulamadılar. Bunun en önemli belirtisi milletvekili adaylarının belirlenme şeklidir. AKP’de son sözü Sayın Erdoğan söylüyor. CHP’de Sayın Baykal, MHP’de Sayın Bahçeli. Sistem demokratik değil diyorum. Milletvekili hür iradesi ile parlamentoya gelmiyorsa, iradesini lidere ipotek ediyorsa, bu çok tehlikeli bir şeydir demokrasilerde. Ben Yalova’dan milletvekili seçileceksem bunu Yalovalılar seçmelidir. Beni Yalovalıların seçtiğini bilirsem parti liderine  fikirlerimi söyleyebilirim. O zaman otur oturduğun yere, seni buraya kim getirdi  diyemez. Derse ben de o zaman halk getirdi derim. Yani ilk yanlış burada. Napolyon  topçu birliğine sormuş eksiğiniz var mı diye. Cevap 10 tane eksiğimiz var  olmuş. Sayın dediğinde bir, barut yok… Barut yoksa gerisini anlatmana ne gerek var. Barut yoksa toplar çalışmıyor demektir. Bu durumda topçu birliği  görevini yapamıyor demektir. Bu da o misal işte. Demokrasi nedir biliyor musunuz? Demokrasi başkalarının görüşlerine değer vermek demektir. Sen kendini herkesten akıllı, herkesten bilgiç görürsen kimsenin fikrini dinlemezsin. Neden dinlemezsin? Ya bizim fikrimiz bu. Başkalarını neden konuşturuyoruz ki olur o zaman. Ama demokrat insan der ki; Ya bizim aklımıza gelmeyen bir şey olabilir. Bir de görüşleri alalım. Bu öğretmenlikte de  böyledir. Öğretmen kalıplaşmış bir soru çözüm şeklini bilir. Bir öğrenci; Hocam ben bu soruyu şöyle çözüyorum dediğinde, demokrat değilse  otur oturduğun yere geri zekâlı öğrenemedin mi hala? diye çıkışır. Yok demokratsa sorar öğrenciye bakar cevap şekline. Belki de öğrencinin daha kolay anlayabileceği bir yol bulmuştur. Bu demokratlığı sindirmeleri lazım içlerine. Anlattığımız sorunların hepsinin özünde demokrasiyi özümseyememek var. Eğer herkesin fikrini özgürce söylemesine izin verirseniz, hiç beklemediğiniz  insanlardan parlak fikirler elde edebilirsiniz. Söyletmezseniz sadece sizin çevrenizdekiler konuşur. Buna da kısacası yalakalık denir. Demokrasilerde yalakalık  olmaz.   

 

Ayrımsızlar: Peki demokrasi ile bağlantı nerde koptu sizce. Hangi zamanda, kimin iktidarında?   

 

Hüseyin Gülerce : Menderes döneminde. 1950 döneminde. Şunu söyleyebilirim, o elit tabaka var ya, travma yaşayanların akabinde gelen. Diyorlar ki biz bu demokrasiyi getirdik amma sevmediğimiz, beğenmediğimiz insanları iktidara getiriyor bu halk. Ne yani şimdi iktidarı bunlarla mı paylaşacağız? Bunların ağzı çorba kokuyor. İşte 22  Temmuzdan sonra  Bekir Çoşkun, göbeğini kaşıyan adam, Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil,  bidon kafalı dedi. Sizin dışınızdaki insanları  demokraside küçümsüyorsanız, bu hem demokrasiyi özümseyememektir hem de demokrasi  terbiyesizliğidir. Hem de hiç anlamamaktır. Demokraside kabul etsen de etmesen de insanların bir görüşü vardır. Bir profesör ile bir köylünün oyu bir olur mu derseniz siz demokrasinin d sinden anlamıyorsunuz demektir. Demek ki kafanızda başka bir şeyler var. Sadece onu koruyabilmek için demokrasiyi kullanmışsınız demektir. Yani ben buraya bir sınır çiziyorum. Bunun içinde oynayacaksınız demokrasi budur diyorsunuz. Eee peki çıkarsam dışına. Olmaazz o zaman demokrasiyi deliyorsunuz. Herkesin oyunun eşit olduğunu, iktidarları halkın  getirip götürdüğünü kabul edeceksiniz. Bunu söyleyen siyasiler dönüp aynaya  bakmıyorlar. Şimdi siz parlamentodasınız. Getirin şu partiler yasasını getirin. Seçim yasasını getirin. Halk kendi insanını seçsin. Sen, merak etme, bu halkı serbest  bırakırsan ya davulcuya gider ya zurnacıya dersen olmaz bu iş. Halk  demokrasinin de laikliğinde değerini biliyor. Bakın şu kadar hadise olduğu halde  halk siyasilerden daha olgun davranıyor. Tartışmalara girmiyor. Hala sabırla diyor ki; kardeşim size yetki verdik, kavga etmeden bunu mecliste çözün. Dendi ki; üniversitelerde başı açıklarla başı kapalılar kavga edecek. Bütün bu provakasyonlara rağmen halk sağduyulu davrandı.  

 

Ayrımsızlar: AKP Türkiye'nin bir ili dışında 80 ilden büyük oylarla milletvekili  çıkartmasına rağmen, hakkında kapatma davası açıldı. Sizce de AKP nerede hata yapmış  olabilir? 

 

Hüseyin Gülerce : AK Parti Türkiye'nin gerçeklerini okuyamadı. Çünkü kemiyet başka şeydir, keyfiyet başka şeydir. AK Parti’nin % 47 oyu var. Evet ama %53 ü yok. Yargıda, silahlı kuvvetlerde, medyanın büyük bölümünde, CHP’de şu anda bir zihniyet ittifakı var. Anayasa Mahkemesi bir karar alıyor. Genelkurmay başkanı malumun ilamı açıklaması yapıyor. Malumun ilamı idi ise neden Anayasa Mahkemesine gitti bu iş. Malumun ilamı diyemezsiniz. Kaldı ki parlamentonun çoğunluğu böyle  istiyor. Demokrasi ilerleyen bir şeydir. İlerledikçe yeni ufuklar açılır toplumun karşısına, değişikliklerle ilerler demokrasi.   

 

Ayrımsızlar: Türkiye’deki demokrasi açısından AB  ye girebilir miyiz? Girersek de ne alır ne veririz. Bakış açınız nedir?   

 

Hüseyin Gülerce : Bir söz var ya; bu kafayla gidersen askere zor alırsın tezkere diye. Türkiye bu kafayla giderse, AB ye girmesi mümkün değil. Avrupa Parlamentosu olağanüstü toplanacaktı bugün. Türkiye’nin durumunu görüşeceklerdi. Bunu Oli Rehn de söyledi diğerleri de Barosso da. Biz sizin iç işlerinize karışmıyoruz. Siz bize gelip üye olmak istediğinizi söylediniz. Biz de tamam alın bu şartları okuyun. Kabul ederseniz görüşmelere başlayalım, alalım dedik. Kopenhag kriterleri bunların en önemlileri dedik. Biz ise ne diyoruz. Biz size katılmak istiyoruz ama bizim de özel şartlarımız  var. Adam anlamadım sizi diyor karşı taraftan. Haklı olarak. Sizin şart sunma gibi  bir lüksünüz yok ki. Biz 30 kişi toplanıp bir kulüp kurduk. Sen de geldin kulübe  üye olmak istedin. Şartları alıp okudun. Tamam dedin. Devlet politikası haline  getirdin hatta, bu kulübe girmeyi. Şimdi diyorsun ki biz bir daha düşünmek  istiyoruz, galiba taksitleri ödeyemeyeceğiz. O senin sorunun der adam.   

 

Ayrımsızlar: Eski cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal'ın o dönemde bir açıklaması olmuştu. Bizler Müslümanız onlar ise Hıristiyan. AB tarafından bakılırsa. Bunun için ne düşünüyorsunuz ?   

 

Hüseyin Gülerce : Türkiye’deki ve Avrupa'daki bir kesime göre bu böyle. Türkiye'de biz Müslüman’ız, onların içinde ne işimiz var diyenler var. AB’ de de biz Hıristiyan’ız bir Müslüman’ın içimizde ne işi var diyenler var. Fakat hissen doğru olan bu şey mantıken yanlış bence.  Dünyada küresel terör denen bir şey var ve bu herkesi huzursuz ediyor. Ve bu terörün en büyük payını medeniyetler arasındaki diyalogsuzluk alıyor. Müslüman toplumların bir kısmı Batı tarafından sömürüldüklerini düşünüyor. İsyan bayrağı açıyorlar bir takım telkin ve  provakasyonlarla. İsrail-Filistin meselesi gibi bu terörü destekleyen kaynaklar var. İşte tam da burada  Türkiye’nin AB üyeliği, medeniyetler ittifakı ve küresel  diyalog adına çok stratejik bir önem kazanıyor. Başka bir yol bilen varsa söylesin. Abant toplantılarına katıldım. Kahire’de, Gürcistan’da. Tüm İslam coğrafyasının Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini gördüm. Türkiye'nin üyeliğinin kabul edildiği son  kararda,İslam coğrafyasından 150 gazeteci, medya mensubu izledi. Gürcistan, komşularımız Irak , Suriye istiyor. Ama ticaret yaparken kimsenin aklına gelmiyor Müslümanlık, Hıristiyanlık. Enteresan değil mi? AB'ye karşı olanlar diyor ki; işte Türkiye AB’ye girdiğinde egemenliğini kaybedecek. Sen egemenliğini Fransa ile paylaşırken Fransa da seninle paylaşacak. Egemenlik paylaşımı var yani. Ortak kullanım var. Birleşmiş Milletlere üyeyiz, Avrupa insan hakları sözleşmesini imzalamışız kabul etmişiz. Zaten onlarla birlikte paylaştığımız pek çok şey var.  

 

Ayrımsızlar: Bazı siyasilerden de destek gören 110 ülkede yapılan bir okul çalışması var. Türkçe olimpiyatları yapılıyor.  İngilizce ve Türkçe ortak dil olarak kullanılıyor. Peki bu okulların başkaca bir amacı var mı? Ve devletin bunu yeterince desteklediğini düşünüyor musunuz?   

 

Hüseyin Gülerce : Bu okulların tavsiyecisi Sayın Fethullah Gülen'dir. SSCB dağıldığında Türk Cumhuriyetleri kurulduğunda, arkadaşlar oraya bir vefa borcu ödemek için gitti. Anayurda, ata yurduna. Ama daha sonra bu tüm dünyaya yayıldı. Eğitim konusunda arayış içersinde olanlara yansıdı. Sayın Fethullah Gülen'in bir sözü var. Dünyanın her yerinde olmayan bir Türkiye istediği yerde olamaz. Bir defa güçlü bir Türkiye için bizin kendimizi tüm dünyaya tanıtmamız gerekiyor. Mesela ne oldu? Afrika’ya okul açıldı. Tuskon iş adamları konfederasyonunun düzenlediği Afrika zirvesi yapıldı. Bu bir toplantıda bin kişinin diyalog kurduğu, ticaret yaptığı bir faaliyetti. Ama buradaki tercümanlığı tamamen bu okullardan mezun ya da okuyan insanlar yaptı. Bu okullardan mezun çocuklar Türkiye’yi seviyor, bizi seviyor, İstanbul’a gidip geliyorlar. Bir noktada bunlar sizin gönüllü elçileriniz. 30-40 sene sonra bunların arasından büyükelçi olanlar çıkacak memleketlerinde. Yarın bir gün Birleşmiş Milletlerde, Türkiye Cumhuriyeti büyükelçisi kürsüye giderken gönülden alkışlayacaklar. Merhum Ecevit inançlarında sağlam duran bir insandı. Daha parlamentoda yokken . 6 milletvekili varken Sayın Ecevit’in partisinin, Gülen kendisiyle görüştü. İnandı orada Sayın Fethullah Gülen'e. Başbakan olduğunda da, Milli Güvenlik toplantısında bununla ilgili  dosya geldi önüne. O dosyaları geri çevirmiş bir insandır. Ben bunların zararlı değil faydalı olduğunu düşünüyorum dedi. Hatta Romanya’daki okul ziyaretinde ben sizin destekçinizim diyerek desteğini göstermiştir. Bazıları buna, kızdı. Rahmetli Özal devlet başkanıyken, bu okulları tavsiye eden mektuplar yazdı. Sayın  Demirel cumhurbaşkanı iken yazdı. Sayın Mesut Yılmaz bu okulların açılışlarında bulundu. Büyükelçilerimizin çoğu  bu okulların açılışlarına katılıyor. Gidip ziyaret ediyor. Ama şunu da söylemek lazım, devletin içinden bazılarının bu okullar hakkında bu sonuçlara rağmen kafalarında soru işaretleri var. Bu tezadın üzerinde durulması gerekir. Dış dünyada sizi tanımayan insanlar size inanıyor, güveniyor. Başka dil ve dinden insanlar bunlar. Ama Türkiye’deki bir kesim hala tereddüt içindeler. Bu biraz da Türkiye’deki kutuplaşmaya bağlı. Zıtlaşma, kutuplaşma, bir savrulma meydana getiriyor. İnsanlar cephelere savruluyor ve bu cephelerin taraftarlığını yapıyorlar. Bir insanın doğru mu yanlış mı olduğuna hukuk karar vermelidir.Türkiye’de en çok tartışılan şey Anayasa Mahkemesinin son verdiği karardan sonra hakimlerin meseleye ideolojik baktıkları düşüncesidir. Çok ciddi bir eleştiridir. Sayın Başbakanın ve Sayın Bahçeli'nin açıklamalarında da vardı;  eğer yargı mensupları ideolojik ve siyasi bakıyorlarsa meseleye, bu çok ciddi bir problemdir. Böyle bir ülkede maalesef doğru iş yapan insanlar da töhmet altında kalıyor. Ama  20-30-40 sene sonrada olsa bu insanların yanlış yapmadıkları anlaşılacaktır ve  bugün onları eleştirenler utanacaktır. 

 

Ayrımsızlar: 12 Şubat 2008 tarihinde Türkiye'nin değişik siyasi görüşlerden, inanışlardan, yaşam biçimlerinden ülkesini seven insanlar  bir araya gelip bir Düşünce Hareketi kurdular ve adına da Ayrımsızlar dediler. Ve ülkesini seven, diğerlerinin tercihine, inanışına, görüşüne, yaşam biçimine saygı duyan herkes bizim kardeşimizdir dediler. Ve amaç olarak da kişisel hak ve özgürlükleri savunmak, ülke içi kutuplaşmaları engellemek, insan hakları, özgürlük ve barış gibi kavramları yaymak olarak belirlediler. Buna göre Ayrımsızlar hakkındaki düşünceniz ?    Ve siz bir Ayrımsız mısınız ?    

 

Hüseyin Gülerce : Demokrasinin tüm renklere ihtiyacı vardır. Beyaz ışık gözü en az rahatsız eden ışıktır. Fakat prizmadan geçtiyse sonsuz sayıda ışık vardır içinde. Dalga boyları farklıdır. Biz ancak ana renkleri görürüz, kırmızıyı, moru, maviyi, yeşili. Demokrasi de böyledir. En az rahatsız eden şekildir. Önemli olan farklı renkleri bir araya getirebilmek. Bir araya geldiklerinde ahenkli olursa beyaz ışığı oluştururlar. Yağmur damlalarından da gökkuşağının oluştuğunu biliyoruz. Meğer güneş ışıklarının içinde de güzellikler varmış. Herkes hayran hayran bakıyor. Güzel bakarsan güzel görürsün. Ama vay efendim sen Kürtsün Türksün Laz’dın, Alevi’ydin de Sünni’ydin de dersen, bu dünyayı hem kendine hem başkalarına zindan edersin. Bana hediye ettiğiniz Ayrımsızlar çerçevesine bakıyorum ve diyorum ki;   

 

        Ben bir Ayrımsızım.  

 

 Ayrımsızlar: Sn Hüseyin GÜLERCE, bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.  

 

Hüseyin Gülerce : Ben teşekkür ederim. 

 

Bu röportajın kaynak belirtmek şartıyla (www.ayrimsizlar.com) başkaca sitelerde yayınlanması serbesttir.








Bu haber 2,839 defa okundu.




Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (3)
  • İhsan Doğan / 23 Haziran 2008 12:48

    Hakkatten ayrım yapmamanız güzel

    Ayrım yapmadan herkesle röportaj yapmanız güzel . Lakin ülkücüleri temsilen bir isim göremedim. Yapacağınızı umuyorum.
  • Abdullah Demir / 23 Haziran 2008 11:21

    Yerinde tespitler var

    Herkese saygı olmaz tabi. Kobra benzetmesi yerinde olmuş.
  • Bilge Ulu / 22 Haziran 2008 18:31

    çok güzel röportaj olmuş

    Samimi , içten ve bilgilendirici. Hüseyin Gülerce' yi devamlı takip ederim. Ayrımsızlar ' ın röportaj yapmasına çok sevindim. Teşekkürler. Peygamberimizin hoşgörüsüde takdire layık.





Anket

Türk-Kürt kimlik tartışması hakkında sizin düşünceniz?
  • Türküm ve bu ülke sadece Türklerindir...
  • Türküm ve Türküyle Kürdüyle herkes bu ülkenin insanıdır ve herkes kardeşimdir...
  • Kürdüm ve Türküyle Kürdüyle herkes bu ülkenin insanıdır ve herkes kardeşimdir...
  • Ben bir Kürdüm ve ülkenin bölünmesi taraftarıyım...
  • Diğer

En Çok Okunanlar


Google Ayrımsızlar