Eline geçen bütün kağıtları yırttı. Kulağında çınlayan o korkunç sesten kurtulmak için müziğin sesini açtı. En sevdiği şarkı çalıyordu; “dönülmez akşamın ufkundaydı ve vakit çok geçti..” Sesi titredi,ağzından kesik ve anlamsız bir kelime döküldü: “keşke” …Nerden çıkmıştı şimdi bu ağlama krizi? Oysa kararlıydı, unutacaktı yaşanmışlıkları. Hiç yaşamamışlara özgü yeni bir hayat onu bekliyordu..Eline bir kalem aldı,beraber boyadıkları duvara yöneldi,büyük harflerle “ben seni çok seviyorum” yazdı…”Keşke” diye ekledi “keşke”…İç geçirdi, kalem elinden düştü… Başı dönüyordu..Çok yakınındaki duvara tutunamadı; tıpkı hayata tutunamadığı gibi…Gözlerini açtığında annesini gördü..”Anne” diye feryat etti..”Anne”...“onu çok özledim” …İkisi birden ağlama başladı..
“Biliyorum hepsi benim yüzümden ama inan ben onları söylemek istemedim.ağzımdan çıktı..babam benim canım babam yanımda olsa keşke..kızsa bağırsa ama yanımda olsa..isterse hiç evlenmeme izin vermesin,yeter ki yanımda olsun anne” dedi..
Annesinin yanaklarından kocaman iki damla gözyaşının süzüldüğünü gördü.Konuşmak anlamsız geldi ve bir daha hiç konuşmadı….Biliyorum bir yerlerden tanıdık size bu hikayeler belki de içimizde korkuların dışarı çıkışı,Hayata olan isyanımız..Can Yücel’in “ben hayatta en çok babamı sevdim” dediği gibi hisseden insanların sesleri..
Elimizdeyken kıymet bilelim,üzmeyelim.. Hadi şimdi söyleyelim ne kadar çok sevdiğimizi …
Baba seni çok seviyorum..yetmez mi?
Ben mi? Ben hayatta en çok babamı sevdim…