ÖNEMLİ DUYURU : HAKKIMIZDAKİ SORUŞTURMA SONUÇLANINCAYA KADAR SİTEMİZ KAPALIDIR !!!

1-Turhan Çömez '' Ergenekoncu Değilim !''

1-Turhan Çömez  '' Ergenekoncu Değilim !''

Dr. Turhan Çömez hakkındaki iddialara cevap verdi...


12 Eylül 2008 22:36
font boyutu küçülsün büyüsün


Bu yazı Turhan Çömez'e Günışığı Hareketindeki asistanı aracığıyla ulaşmamızdan sonra (http://www.gunisigihareketi.com )  Tel: +90 312 428 00 10 - 11 Faks: +90 312 428 00 10 12 Cep Tel: +90 505 777 10 38   kendisinin Ayrımsızlar'a mail yoluyla yolladığı hakkındaki iddialara cevabıdır... Ayrımsızlar olarak Ergenekon ve benzeri oluşum ve terör örgütlerine her daim karşısındayız... Bizler arka planda bölücülük gayesi gütmeyen , hak ve özgürlükler yanlısı , birlik beraberlik yanlısı , diğerine saygı ve hoşgörüyü savunan bir düşünce akımıyız. Bizler için önemli olan siyasi görüşler , inanışlar , yaşam biçimleri , ırk vs değil insanların diğerlerine bakış açısıdır. İnsanların hür iradelerinden ve tercihlerine saygıdan yanayız. Buna binayen çeşitli görüşlerden insanlarla röportaj yapıp hem kendilerini dinlemiş hemde kendi düşüncemizi aktarmıştık. Aynı şekilde Sayın Dr. Turhan Çömez ilede Nisan ayında röportaj yapmıştık. Kendisi henuz ergenekon ile  suçlanmamışken Sayın Dr. Turhan Çömez’e ergenekonu sormuş ve kendiside bu gibi oluşumları tasvip etmediğini net şekilde ifade etmişti .

 ( http://www.ayrimsizlar.com/haber.php?haber_id=98 ).

Biz kendisinin bu konuda samimi olduğuna inandığımızdan kendisiyle tekrar görüşmek istedik. Asistanının vermiş olduğu mail adresi yoluyla kendisine ulaşmayı başardık. Kendisi ilk olarak alttaki yazıyı yolladı. Türkiye sevdalısı olarak gördüğümüz , sevdiğimiz Sayın Dr.Turhan Çömez'in bir an önce aklanıp ülkeye hizmete devam etmesi dileğiyle. Kamuoyuna saygıyla duyrulur. Dr.Birol Öztürk / 05065456730

 

Ayrımsızlar : Sayın Turhan Bey , hakkınızda bazı iddialar var.  Mesela ergenekoncu olduğunuz iddia ediliyor. Avrupadan ne zaman döneceğiniz merak ediliyor? Akp içindeki ve dışındaki süreç merak ediliyor. Bunlara yönelik kamuoyuna mesajlarınız nedir? 

Turhan Çömez : Bu soruya daha önce hazırlamış olduğum yazılı metinle cevap vermek istiyorum...

Milletime ...

1965 yılında Bandırma’da dünyaya geldim.

İlkokulu Gönen’in Paşaçiftlik Köyünde bitirdim.

Orta öğrenimimi Bandırma İmam-Hatip Lisesinde tamamladım.

1989 yılında İstanbul Tıp Fakültesini bitirdim.

Mecburi hizmetimi Erzurum’da yaptım. Tıpta uzmanlık sınavını kanarak, Vakıf Gureba Hastanesi’nde Genel Cerrahi Asistanlığına başladım. 4 yıllık eğitimin ardından genel cerrahi uzmanı oldum. 

1991 yılında o zamanki siyasi kimliği ile RP İl Başkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile tanıştım. Sonraki dönemlerde zaman zaman bir araya geldik. Bu dönem içerisinde siyasi fikir alışverişinde bulunduk ve yurtiçi, yurtdışı bazı seyahatleri birlikte gerçekleştirdik.  

2001 yılında AK Parti’nin kurulması birlikte Sayın Erdoğan’ın daveti ve teklifi ile özel kalem müdürlüğü ve danışmanlık görevlerine başladım. Bu dönemde devlet memuru olarak TBMM bünyesinde istihdam edildim.  

03 Kasım 2002 tarihi için erken seçim kararı alınmasının ardından, milletvekili adayı olmak için AK Parti Genel Başkanlığına müracaatta bulundum. Bu talebim, Genel Başkan Sayın Erdoğan tarafından olumlu karşılanmadı ve kendisi bana milletvekili olarak değil özel kalem müdürü ve danışman sıfatı ile uzun süre birlikte çalışma arzusu içinde olduğunu ifade etti ve adaylık başvurumun Parti içerisinde sorun teşkil ettiğini söyledi. Balıkesir genelinde yapılan teşkilat temayül yoklamalarına girerek Parti tabanının neredeyse tamamının teveccühü ile birinci çıktım ve Ankara’ya döndüm. Bu girişimim Sayın Erdoğan’da daha büyük bir rahatsızlık uyandırmış olmalı ki çok net bir tepki göstererek beni milletvekili yapmayacağını ifade etti. Bunun üzerine milletvekili aday adaylığından istifa ederek Parti’deki görevimden de ayrıldım. Ancak beklenmedik bir şekilde aday listelerinin açıklandığı gün Balıkesir’de 4. sıradan aday yapıldığımı gördüm. Ardından Genel Başkan Sayın Erdoğan’ı arayarak seçim bölgem Balıkesir’e giderek çalışmalara başlayacağımı ifade ettim. 3 Kasım 2002 seçimlerinde AK Parti Balıkesir bölgesinde 5 milletvekili kazandı ve ben de parlamenter olarak görevime başladım.

 Siyasette hedefim, millet menfaatini her şeyin önünde tutmak, doğrulara endeksli siyaset yapmak, ikbal ve gelecek kaygısı taşımadan, inanarak hizmet etmekti. Ankara’nın puslu sokaklarını, ışıltılı salonlarını değil, milletin gönlünü hedef tayin eden bir anlayışla çalıştım.

 Geçen zaman içerisinde iktidar partisinin eylemleri ile söylemleri arsında önemli çelişkilerin olduğunu, Parti Programı ile uygulamalar arasındaki makasın giderek açıldığına şahit oldum.

Dönemin sonunda ise dört temel gerekçe benim iktidar partisi ile yollarımı ayırmama sebep oldu: 

·        Lider sultasının hakim olması, parti içi demokrasinin özde değil sözde olması,

·        Ekonomi politikalarında verimliliğe dayalı, üretken bir modelin değil; borç, faiz ve rant sarmalı ile yönetilen sıcak para ile varlığını sürdüren, milletin öz kaynaklarının ve sermayesinin kimi güç merkezlerine ve ağırlıklı yabancıların kontrolünde olan rant mekanizmasına tahsis edildiği bir yöntemin tercih edilmesi,

·        Dış politikada; bulunduğumuz coğrafyanın, inanç değerlerimizin, komşuluk ilişkilerimizin, tarihimizin, jeopolitik ve jeostratejik konumumuzun bize yüklediği sorumlulukla değil, önümüze çıkmış fırsat ve avantajların milletimizin menfaatine değerlendirebilecek anlayışlarla değil, tamamen edilgen ve teslimiyetçi bir anlayışla tanzim edilmesi.

·        Yolsuzluklar konusunda şahin ve tavırlı olmasını beklediğim iktidar partisinin duyarsız, kimi zaman himayeci, kimi zaman da gerçekçi olmayan davranış biçimleri.

 Milletvekili olduğum 4,5 yıllık süre içerisinde, mensubu bulunduğum Parti ve TBMM, şahsıma yurtiçi ve yurtdışı hiçbir görev tevdi etmedi. Yaptığım tüm çalışmaları kendi iyi niyetim ve samimi gayretimle gerçekleştirdim. Her çalışmamın ardından ise, TBMM Başkanlığı’na, Başbakanlığa, Parti Genel Merkezine, devletin ilgili kurumlarına rapor ederek faydalı olmaya çalıştım. 

Milletvekilliğim döneminde yapmış olduğum faaliyetlerle, hakkında en çok haber yapılan vekil oldum.  

TBMM’nin tahsis ettiği telefonlarla vatandaşla en fazla konuşan, iletişim sağlayan vekil olarak  maaşımdan önemli miktarda telefon ödemeleri yaptım. 

Vekilliğim döneminde yüzlerce toplantı, panel ve konferansa katıldım. Yurtiçi ve yurtdışı sivil toplum örgütlerinde, düşünce kuruluşlarında siyasal değerlendirmeler, özellikle Ortadoğu ve Kafkaslar olmak üzere dış politik analizler yaptım. Yaptığım analizler pek çok önemli otorite tarafından referans kabul edildi. Dışişleri Bakanı kimliği ile Sayın Gül, Irak’taki gelişmeler ve Ermenistan politikası ile ilgili bilgi ve görüşlerimi talep etti.  

Pek çok internet sitesi ve gazete, yaptığım çalışmaları referans kabul ederek, yayınlar ve değerlendirmeler yaptılar.  

Üniversitelerin pek çoğunda, dış politika, gençlik, demokrasi ve ekonomi konularında konferanslar verdim.

 Bazı dergi ve gazetelerde makaleler yazdım.  

Çalışmalarımı ve düşüncelerimi bir kitapta toplayarak ilgi duyan pek çok kişiye ücretsiz gönderdim. 

Yüzlerce sivil toplum kuruluşundan ödüller aldım. Seçim bölgemde ve Türkiye genelinde yılın milletvekili seçilerek ödüllendirildim.  

Savaş ve deprem bölgelerinde yaptığım yardım faaliyetleri nedeni ile TBMM Başkanlığı tarafından NOBEL Barış Ödülüne aday gösterildim. Irak Savaşı’nda, Asya Depreminde, Pakistan Depreminde, sivil toplum kuruluşları ve yardım örgütleri ile bölgelere ulaşan ilk ekiplerin içinde oldum ve Türk bayrağını gururla taşıdım. 

Kuzey Irak’a yaptığım bir ziyarette, Kerkük Meclis Başkanı’nın odasında Türkiye’nin bölünmüş olarak gösterildiği bir haritanın asılı olduğunu görünce sert bir tepki verdim ve haritayı bizzat kendim duvardan indirdim. Bununla verilen mesaj hala Kerkük’te önemini ve anlamını korumaktadır. 

Meclis bünyesinde, Parti grubunda görüş ve düşüncelerimi açıklamak için son derece kısıtlı imkanlar tahsis edildi. Birçok talebim cevapsız bırakıldı. Buna rağmen millet adına inandığım gibi siyaset yapmaya ve millet menfaatlerini korumaya özen gösterdim.

 Vatandaşlarımızdan gelen beklenti, talep ve şikayetleri, sorumlu milletvekili kimliği ile sorumluluk makamında bulunanlara aktarabilmek için büyük bir çaba içerisine girdim.  

Mensubu bulunduğum iktidar partisi Bakanlarına bu kadar çok soru önergesi veren belki de yegane milletvekili oldum.  

Benim inandığım siyaset anlayışında milletin vekalet sorumluluğu yüklediği kişiler, açık olmalıydı. Bu inançla 22. Dönem milletvekilleri içerisinde basın toplantısı yaparak mütevazı mal varlığını milletle paylaşan ve bundan sonraki siyasi hayatımda da daima hesap verme sorumluluğu taşıyacağını teyit eden ilk milletvekili oldum. Bu tutum ve davranışım nedeni ile mensubu bulunduğum Parti tarafından sert bir şekilde uyarıldım.  

Mütevazı imkanlarımla TBMM çatısı altında sosyal etkinlikler düzenledim. Fotoğraf sergileri yaptım. Toplumda sağlık bilincinin gelişebilmesi adına kampanyalar düzenlenmesine katkı sağladım.  

İnandığım siyasal felsefenin temel dinamiklerinden birini de toplumsal restorasyon inancı şekillendirdi. Zengin-fakir, sağcı-solcu, genç-yaşlı, doğulu-batılı, alim-cahil, alevi-sünni demedim herkesle görüştüm, her kesimin duygularına tercüman olmaya özen gösterdim.  

Millet arasına sokulmuş nifak tohumlarının ortadan kaldırılması, devletle milletin kucaklaşması ve devlet kademeleri arasındaki uyumsuzluğun ortadan kaldırılması gereğine inandım ve politik duruşumun temeline bu anlayışı yerleştirdim. 

Milletvekilliği dönemim ve sonrasında yine bu düşüncelerden hareketle pek çok farklı çevreden, anlayıştan, görüşten ve düzeyden insanlarla temaslarım oldu.

 9.Cumhurbaşkanı Sayın Demirel, 10.Cumhurbaşkanı Sayın Sezer, eski başbakanlardan Sayın Çiller, Sayın Erbakan , Sayın Ecevit , Sayın Yılmaz , Sayın Akbulut , siyasi parti genel başkanlarından Sayın Baykal, Sayın Bahçeli, Sayın Mumcu görüştüklerim arasındadır.  

Kabine üyesi Devlet Bakanı Sayın Prof. Mehmet Aydın, Devlet Bakanı Sayın Prof. Sait Yazıcıoğlu, Sanayi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan, Devlet Bakanı Sayın Kürşat Tüzmen, Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ, yüksek yargı ve bürokrasi kademelerinden görüştüğüm değerli şahsiyetlerin yanında, yabancı misyon şefleri, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler sivil toplum kuruluşu temsilcileri, azınlık liderleri, cemaat önderleri ve işadamları ile de görüşmelerim olmuştur.

 Bu temasların her biri, hukuk çerçevesinde ve millet menfaatleri doğrultusunda gerçekleşmiştir.  

Vekilliğim döneminde, usulsüz ve kanunsuz faaliyet içerisinde bulunan kim olursa olsun bilgim ve gücüm nispetinde üzerine gitmeye ve sonuç almaya gayret ettim.

 Gaziosmanpaşa Emniyet Müdürlüğü’nden bir görevlinin, Emniyet Müdürlüğüne 200 metre mesafede uyuşturucu çetelerinin yuvalandığını arkalarında önemli güçlerin bulunduğunu ve kendilerinin sonuç almaya güçlerinin yetmediğini ifade etmesi üzerine bir gece, bölgeye giderek uyuşturucu çetelerinin çirkin tuzaklarını deşifre ettim ve Türkiye’nin gündemine taşıdım. Yaptığım çalışmanın ardından İçişleri Bakanlığının talimatı ile yapılan operasyonlarda 154 kişi gözaltına alındı ve çok sayıda uyuşturucu ve silah ele geçirildi. 

Bilim adamları ile birlikte İstanbul okullarındaki kantinlerde araştırmalar yaptık ve hazırladığımız raporları Milli Eğitim Bakanlığı’na takdim ederek çocuklarımızın daha sağlıklı beslenmeleri için projeler hazırladım. 

İstanbul Ormanları ile ilgili dönemin valisi tarafından hasır altı edilen raporları gün yüzüne çıkartıp İçişleri Bakanlığına takdim ettim. Aralarında çok etkin isimlerin de bulunduğu 8500 kişinin yasa dışı bir şekilde İstanbul ormanlarını nasıl talan ettiğini belgeleyerek gelecek nesillere temiz ve yeşil bir ülke bırakmak için büyük çaba harcadım.  

Sahte bal imal ederek halkın sağlığı ile oynayanlarla ilk mücadeleyi başlatan kişi oldum. Bunu Türkiye gündemine taşıdığımda ilgili bakandan büyük bir tepki gördüm. Bir süre sonra kendi bakanlığının yaptığı araştırmalarda piyasada satılan balların önemli bir kısmının sahte olduğu ortaya çıktı. 

Türkiye’nin başına musallat olan ağırlıklı olarak içinde yabancıların bulunduğu, çocuk pornosu çeteleri ile mücadele ettim. Gelen ihbarları zamanın İçişleri Bakanı Sayın Aksu’ya ve ilgili vilayet valilerine ulaştırarak, çetelerin üzerine gidilmesini sağladım. Sayın Aksu, yaptığım bu ihbarların ardından emniyet birimlerinin operasyonlarının neticesini Meclis’te açıklarken, şahsımın gayretlerine bizzat teşekkür etmiştir. 17 aylık bir bebeğe tecavüz edilmesi sonrasında gelen raporlar gerçeği yansıtmadığı için aldığım şikayet üzerine bizzat hastaneye giderek çocuğu doktorları ile birlikte muayene ettim ve yeniden rapor düzenlenmesini sağladım. Bu arada Kadın Ve Aileden sorumlu Devlet Bakanı’nın tecavüz olmadığı yönündeki beyanlarının ardından gerçek rapor ortaya çıktı ve suçlular adalete teslim edildi.

 Toplumsal olaylara hiçbir zaman duyarsız kalmadım. Seçim bölgem Balıkesir’in Gönen ilçesinde Güneydoğu Anadolu bölgesinden bir işadamının ve yakınlarının Gönen’in yerli halkı ile karşı karşıya gelmesi ve binlerce kişinin infialine yol açan etnik ayrışma ve çatışmaya dönmesi sebebi ile sabaha karşı bölgeye intikal ederek halkı teskin etmek adına büyük bir çaba içerisine girdim. Sorumluluk duygum ve toplumsal barışa olan inancım, böylesi bir gerginliğin ortasına kararlılıkla gidip, çözüm üretme çabamın temelini teşkil etti.   

İskenderun Gümrüğü’nden gümrüksüz bir şekilde Türkiye’ye sokulan 45.000 ton pirinçle ilgili ihbar üzerine konuyu, ilgili Bakanlara intikal ettirdim ve kamuoyunun gündemine taşıdım.  

İstanbul Bahçelievler Kız Yurdu’nda görev yapan öğretmenlerin tarafıma ilettiği bir şikayet üzerine, randevu alarak, söz konusu yurda gittim. Yurda 150 metre mesafede bir apartman kilisenin kurulduğunu, bu kilise yöneticilerinin akşamları yurda giderek duygusal açlık içersinde bulunan çocukları istismar ederek para yardımı yaptıklarını ve Hıristiyanlık propagandası ile kendilerini etkilediklerini, haç taktırdıklarını öğrendim. Bu esnada, yurdun kayıt defterlerine baktığımda, 33 kız çocuğun kayıp olduğunu öğrendim. Yaşanan bu dramı sorumluluk sahibi olan makamlara ilettim. Dışişleri Bakanı kimliği ile Sayın Gül bizzat beni davet ederek, konu hakkında bilgi alarak, ilgileneceğini söyledi. Öte yandan SHÇEK’in bağlı bulunduğu Devlet Bakanı Sayın Nimet Çubukçu’nun bizzat izin ve talimatıyla yurda gazeteciler gönderilerek (SHÇEK Genel Müdürünün bana telefonda ifadesidir) hakkımda olumsuz haberler yapılmak istenmiş ve o gece bana bilgi veren bürokratlar yurttan tayin edildiler. 

Sokak çocuklarıyla meşgul olan bir sivil toplum örgütünün başkanının şikayeti üzerine yaşanan önemli bir drama çözüm üretmek için büyük çaba harcadım. İstanbul’da kimi çetelerin sokak çocuklarının hüviyetlerini alarak şantaj yoluyla küçük paralar karşılığında tehdit ettiğini, oluşturdukları organize örgütler aracılığıyla sokak çocuklarını yabancı uyruklu kadınlarla nikahladıklarını tespit ettim. İstanbul Valisi Sayın Muammer Güler ile görüşerek İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde bu suç şebekeleriyle mücadele edilebilmesi için süreç başlattım.  

Tüm bunların yanında, pek çok usulsüzlük ve yolsuzlukla ilgili olarak, Sayın Başbakan’ın şahsına özel mektuplar yazarak Türkiye’nin daha temiz ve daha aydınlık olabilmesi için samimi gayret içerisine girdim. 

Bunca iyi niyetli çabanın, mücadelenin ve gayretin ardından, örtülü ve açık olarak ciddi tehditler de aldım; ancak Türkiye için inandığım mücadeleden vazgeçmedim.

 Parlamenter rejimin saygınlığının korunması ve demokrasilerde millet adına, kararın yalnızca millet tarafından verilmesi gereğine daima inandım. Bu dönemde Sayın Gül’ün özel ricası ile kendisi ile birkaç kez görüştüm. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 367 tartışmalarının doğru olmadığına inandım ve 22 Temmuz öncesi Parlamento’nun gerçekleştiği Cumhurbaşkanlığı seçiminde Parlamento’da bulundum ve çok açık tavır sergiledim.  

Dönem sonuna gelindiğinde, seçimden 1 hafta önce verilen 3 aylık milletvekili maaşımı reddettim. Milletin fakr-u zaruret içerisinde olduğu bir dönemde 1 hafta çalışarak 3 aylık maaş almayı içime sindiremedim. TBMM Başkanlığına bir dilekçe vererek hak etmediğim maaşı iade ettim. Bu nedenle kimi Partililerden önemli tenkitler aldım. 

22 Temmuz seçimleri için milletvekili aday listelerinin açıklanmasından çok önce, aday olmayacağımı kamuoyuna deklare ettim ve pek çok yerde yayınlanan aşağıdaki açık mektubu yazdım: 

SEVGİLİ HEMŞEHRİLERİM,

DEĞERLİ DOSTLARIM… 

Küçük bir köyde başladım hayata…

Sizin gibi düşünen, sizin gibi yaşayan, sizden olan bir çiftçi ailesinin oğluydum…

Bu ülkenin okullarında, bu ülkeden toplanan vergilerle okudum… 

Genç bir doktor olduğum gün, heyecanla koştum Anadolu’nun en uzak yerlerine ve bu ülkenin güzel insanlarına hizmet ettim gururla.

Hekimlik hayatım boyunca hiç ödün vermedim dürüstlükten, ahlaktan, ciddiyetten ve meslek onurundan… 

Gün geldi sizler bana Ankara’nın yolunu gösterdiniz…

‘Gidin, bu ülkeyi adam gibi idare edin.’ dediniz.

‘Çalmayın, çaldırmayın, bu ülkenin çıkarlarını koruyun, bize ve bizden sonra gelecek olan nesillere güzel bir Türkiye hazırlayın…’ dediniz…

‘Eskilere benzemeyin, gösterişli salonların, makam ve mevkilerin büyüsüne kapılmayın, geldiğiniz yerleri unutmayın, adam gibi adam olun…’ dediniz…

 Bunu emir kabul ettim ve sizin adınıza yollara düştüm… 

Hep sizden yana oldum beş yıl boyunca… 

Sizin menfaatinizi, sizin onurunuzu ve sizin geleceğinizi muhafaza etmek için çabaladım…

Hep daha iyi olsun her şey dedim, hep daha güzel olsun istedim.

Size gelecek her bir kuruş hizmet için zaman geldi günlerce mücadele ettim…

Daha zengin, daha müreffeh, daha huzurlu, daha güvenli, daha güçlü bir ülkede yaşayın istedim hep… 

Yeri geldi sustum, yeri geldi haykırdım, yeri geldi isyan ettim…

Acınızı da paylaştım, mutluluğunuzu da…

Başarınızı da paylaştım, umudunuzu da…

Hep sizden yana oldum, hep sizden biri oldum…

Ve hep temiz kalmaya özen gösterdim. 

Güç ve erk sahiplerinin, gözlerinizin önüne sermeye çalıştığı o ahlaksız perdeyi aralamaya, yırtmaya ve sizi doğrularla buluşturmaya gayret ettim… 

‘Git ve adam gibi vazifeni yap, sakın eskilere benzeme… Benzeyeceksen de buralara gelme…’ diyen babama itaat ettim… 

‘Oğul, bu dünyanın öte yanı da var, sakın ola harama bulaşma…’ diyen annem de her attığım adımda yolumu aydınlattı. 

Eşim, ‘Bu ülke bizim… Sorumluluğumuz var, bizi buralara Anadolu’nun çilekeş insanları taşıdı… Ben çocuklarımıza hem annelik, hem babalık yaparım, git sen millete hizmet et…’ dedi ve sizin adınıza destek oldu bana. 

Ama bana en çok güç veren sizdiniz… 

Nasırlı elleriniz,

Işıltılı gözleriniz,

Umut dolu yüreğiniz… 

Kimbilir?

Belki de kırdıklarım, üzdüklerim olmuştur…

Hepsinden özür diliyorum.

Hatalarım, kusurlarım, eksiklerim de olmuştur…

Ama şunu bilin ki, hep samimi, hep gerçekçi oldum… 

Artık ayrılık vakti… 

Şundan emin olun ki, benim yaşadıklarımı yaşasaydınız, benim bildiklerimi bilseydiniz ve benim gördüklerimi görseydiniz siz de aynısını yapardınız. 

Her vatansever aynısını yapardı… 

Şimdilik hoşçakalın… 

Kısa bir süre, uzun değil…

Elbette yeniden buluşacağız, yeniden kavuşacağız… 

Üstelik daha da güçlü, daha da azimli, daha da kararlı… 

Yine tozlu yollarda, yine yüreğimizde sevda,  yanık bir Anadolu Türküsü ile koşacağız birlikte… 

Sizi çok seviyorum… 

Turhan Çömez

14.05.2007

Bu dönemde, başka siyasi parti kulvarında yoluma devam etme şansım olmasına rağmen, bunu siyasi ahlakımla uyumlu bulmadığım için tercih etmedim ve Parlamento’nun dışına, milletin içine yürümeyi tercih ettim.  

Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül, bizzat gelerek tekrar aday olmam konusunda telkin ve tekliflerde bulunmuştur. Sayın Gül, bu konuyu soran gazetecilere, ‘Turhan Bey benim 20 yıllık arkadaşım, kendisi ile görüşmem son derece doğal.’ diyerek teyide bulunmuştur. Ancak bu tekliflere sıcak bakmayıp, 22 Temmuz akşamı, parlamenter kimliğimin dışında, hekim, düşünce adamı ve siyasetçi olarak yoluma devam ettim.

 Bir süre sonra, ulusal çapta yayın yapan bir TV kanalında genel koordinatörlük görevine başladım ve bir süre haftalık TV programları yaptım. Bu programların merkezine toplumsal barışı, uzlaşmayı, kardeşliği ve Türkiye’nin sahip olduğu imkan ve fırsatları, riskleri ve tehditleri ve Türkiye’nin milli menfaatlerini ön plana çıkarttım.

 Bununla birlikte, Ankara’da mütevazı bir çalışma ofisi oluşturarak, Türkiye’nin meselelerine çözüm üretecek fikirler ve projeler üzerinde çalışmaya başladım.

 Bu dönem içerisinde Türkiye’nin çok farklı bölge ve toplum kesimlerinden gelen, yeni bir siyasal parti oluşturulması gereği ile ilgili düşünce ve talepleri değerlendirdim ve dikkate aldım. Türkiye’nin ilerleyen zaman diliminde, yeni bir siyasi partiye ihtiyacının olacağı fikri giderek belirginleşmeye başladı ve pek çok konferans ve panelimde buna benzer yoğun beklenti ve taleplerle karşılaştım. Bu anlamda Türkiye’nin mevcut sorunları ve çözümleri ile ilgili dosyalar hazırlamak ve nihayetinde kapsamlı bir kitap oluşturmak için çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Oluşturduğumuz çalışma ortamında konuların farklı görüşlere sahip uzmanları tarafından verilen brifinglerle, Türkiye için yeni bir vizyon, yaklaşım ve stratejiler hazırladık. Bu çalışmalarımız, önemli bir noktaya gelmiştir. Kuşkusuz bu dönemde değişik kesim ve çevrelerden şahsiyetlerle görüşmelerimiz olmuştur.

 Yine bu çerçevede farklı toplum kesimlerinden ve tecrübelerden gelen arkadaşlarımızla arama konferansı tarzında toplantılar düzenledik.

 Şüphesiz bunların tümü, yukarıda ifade ettiğim şekliyle, hukuk çerçevesinde ve ülke menfaatleri doğrultusunda olmuştur.

 Anayasa’nın 25. ve 26. maddeleri çerçevesinde, İstanbul, Ankara ve Bolu’da düzenlenen toplantılarımızda, Türkiye’nin sorunları tartışılmış ve çözüm önerileri ele alınmıştır.

 Bolu Abant’ta düzenlenen kamuya açık toplantıda alınan kararlarımız, şu şekildedir:

 16 Mart 2008 tarihinde saat 11.00’de Bolu Abant Palas Hotel’de toplanan 1. Kongre Delegelerimiz aşağıdaki kararları almışlardır.

 1.      Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden bugüne, hiç bu kadar yoğun, karmaşık, çeşitli ve çok boyutlu risk ve tehdit altında kalmamıştır. Mevcut sorunlar, ilerleyen zaman diliminde, muhtemelen daha da derinleşme eğilimi gösterecektir.

2.      Türkiye’nin maruz kaldığı iç ve dış risklerin, tehditlerin ve sorunların mevcut iktidarın niyeti ile aşılamayacağı, kabiliyeti, vizyonu, birikimi ve donanımı ile çözümlenemeyeceği değerlendirilmektedir.

3.      Muhalefet Partilerinin tutum ve davranışları, söylem ve eylemleri, kadro ve yönetimleri, zafiyet gösteren iktidara bir alternatif oluşturamamaktadır. Muhalefet Partileri, halkın nezdinde umudun ve çözümün adresi olmaktan çok, sorunun ve çözümsüzlüğün adresi haline gelmiştir.

4.      Ülkemizin sorunlarının çözümünde demokrasi ve siyaset kurumu dışında alternatif ve çözüm arayışları asla kabul edilemez.

5.      Milletin içine düştüğü yoksulluk, gelecek kaygısı, güvensizlik ve çaresizlik, yine milletten yana tavır alma kararlılığı ve cesareti gösterebilecek bir siyasal alternatifle aşılabilir.

6.      Kongremiz, millet gibi düşünen, millet gibi hisseden, millet gibi yaşayan ve her şart ve durumda Türkiye’nin ulusal çıkarlarını koruyup kollayacak bir siyasal hareketin başlatılması kararlılığındadır.

7.      Bu siyasal hareket; Türkiye Cumhuriyetinin ve demokrasinin temel değerlerini, Atatürk ilke ve inkılâplarını korumayı, geliştirmeyi ve çağın ilerisine taşımayı, Türk milletinin temel değerlerini ve ideallerini koruyup kollamayı asli görevi olarak kabul eder.

8.      Bu siyasal hareket, Türk milletinin her ferdinin, daha zengin, daha müreffeh, daha onurlu, daha güvenli ve daha çağdaş olması için çaba harcayan bir harekettir. Yöneten ve denetleyen demokrasinin tüm kurum ve kurallarının, çağdaş normlarda işler olmasını vazgeçilmez esas kabul eder. Türkiye Cumhuriyetini kuran unsurların tamamının ve Türkiye’nin yarınları adına samimi çaba ortaya koyan herkesin, Türk milletinin asil bir üyesi olduğunu kabul eder. Yurtiçi ve yurtdışında yaşayan yurttaşların tamamını, birinci sınıf ve eşit kabul eder ve her türlü ihmali, dışlamayı reddeder.

9.      Bu siyasal hareket, Türkiye’nin bölgesel ve küresel etkin bir güç olması ve dünyada hak ettiği saygın yere ulaşabilmesi için kısa, orta ve uzun vadeli stratejiler oluşturacaktır.

10. Bu siyasal hareket, duygularını, düşüncelerini, inançlarını ve umutlarını, tamamıyla Türkiye’ye adamış, her şart ve durumda, dış merkezlerin ve diğer güç odaklarının beklenti, direnç ve baskılarına boyun eğmeyecek milli ve ulusal bir siyasi hareket olacaktır.

11. Bu siyasal hareket, buyurgan değil, müşfik ve hizmetkâr bir devleti hedefler. Devletin saygın, güçlü ve muktedir olmasını, vatandaşın ise, devletine bağlı ve onu koruyup yüceltme kararlılığında olmasını arzu eder. Devletle milletin kucaklaştığı, birbiri ile bölünmez bir bütün olduğu güçlü bir Türkiye’yi hedefler. Sorumluluk sahibi ve yurttaşlık bilinci gelişmiş eğitimli bireylerin, güçlü bir devlet için vazgeçilmez olduğunu kabul eder.

12. Bu siyasal hareket, Türk milleti arasına planlı bir şekilde sokulmuş ayrılık tohumlarını ve oluşturulmak istenen ayrışmaları ve farklılaştırmaları büyük bir tehlike olarak kabul eder. Oluşturacağı politikalarının temeline, Türk Bayrağı’nın altında yaşamaktan onur duyan, kendini Türk milletinin asil bir ferdi kabul eden ve Türkiye’nin yarınları adına heyecan duyan, çaba harcayan herkesin dostça, kardeşçe, onurlu ve huzurlu bir şekilde yaşayacağı Türkiye idealini koyar.

13.Bu siyasal hareket, binlerce yıllık Anadolu medeniyetlerinin birikimine, tarihine, kültür mirasına, inanç değerlerine, milletimizin örf ve adetlerine, yöresel zenginliklerine ve farklılıklarına saygılıdır.

14. Bu siyasal hareket, kendini milletimizin bir ferdi sayan herkesi kucaklar, bağrına basar. İnancına, etnik kökenine, siyasal düşüncesine, yöresine, sosyokültürel düzeyine ve cinsiyetine göre ayrımcılığa tabi tutulmasını şiddetle reddeder.

15. Bu siyasal hareket, hırsızları, bölücüleri, vatan hainlerini ve işbirlikçilerini kendileri ile sonuna kadar mücadele edilecek şer güçleri olarak kabul eder.

16. Bu siyasal hareket, devletin şeffaf, yetkin, verimli ve uyumlu çalışmasını hedefler. Devlet kademelerinin partizanca, popülist yaklaşımlarla ve düzeysizce örselenmesini ve işleyişinin bozulmasını reddeder. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti düzeninde, tüm devlet mekanizmasının anayasal yetki ve sorumlulukları içerisinde çalışmasını esas kabul eder.

17.Bu siyasal hareket, tüm politikalarını, söylemlerini, eylemlerini ve yol haritasını, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına göre tayin eder. Dış politika, ekonomi, ulusal güvenlik ve eğitim başta olmak üzere, tayin ettiği tüm politikalarında herhangi bir vesayeti ve dayatmayı şiddetle reddeder.

18.Bu siyasal hareket, üretimi destekleyen, devletin ekonomiye doğrudan müdahalesini en aza indiren, düzenleyici ve denetleyici yanını öne çıkaran, üretimden gelen zenginliği paylaşımda adaleti esas alan kurumsal yapıyı oluşturacaktır.

19.Bu siyasal hareket, bugün itibarı ile başlamış olup, çok boyutlu ve kapsamlı çalışmalarını sürdürecek ve uygun koşullar altında resmi hüviyet kazanacaktır.

20.Merkez Yürütme Kurulu hüviyetinde çalışacak olan heyet en kısa zamanda teşekkül ettirilecektir. Heyet, süratle toplantılara başlayacak ve alt kurullarını oluşturacaktır.

 T Tüm siyasal anlayışımızın temeline 30 Nisan 2008 tarihinde: http://www.ayrimsizlar.com/haber.php?haber_id=98’de yaptığım röportajda da görüleceği gibi, hep milleti koyduk. Bu röportajda özetle sunduğum görüşlerim şöyledir: 

Ayrımsızlar: Kendinizi tanımlar mısınız? Siyasi görüş ve bakış açısı olarak.

Dr. Turhan Çömez: Benim bugün inandığım siyasal anlayışın Türk siyasi yelpazesinde karşılığı yok. Ben tüm insanları bağrına basan, ülkenin ulusal çıkarlarını her şeyin önünde tutan, insanların dostça, kardeşçe bir ve beraber yaşamasını temel esas kabul etmiş bir siyasal kişiyim.  

Sosyal demokratım ancak bugün, kendini sosyal demokrat olarak tanımlayan siyasi partiler benim görüşümü ve anlayışımı yansıtmıyor. İnsanların arasında barışı, sosyal adaleti, gelir dağılımının hakça paylaşımını, herkesin emeği ve alın teri kadar para kazanmasına olan bağlılığımı böyle tanımlıyorum. Ancak bugün sosyal demokrat kimlikli siyasi partiler bazı değerlerin gölgesi altında siyaset yapmayı tercih edip, rasyonel bir açılım yapamadıkları için benim siyasal anlayışımı temsil etmiyorlar.

 Ben bir yurtseverim. Ülkemi çok seviyorum, ülkemin değerlerini çok seviyorum. Yurtseverlikle milliyetçilik kimi zaman aynı kategoride değerlendirilir. Etnik milliyetçiliği reddediyorum, kimliklere dayalı siyasal yaklaşımları reddediyorum. Ancak ülkemin tüm değerlerini, inanç değerlerini, kültür mirasını, tarihi ve coğrafi zenginlik birikimlerini seviyorum, saygılıyım, bağlıyım. İnsanlarımı çok seviyorum. Bu itibarla ben bir yurtseverim ama benim siyasal düşüncemi bugün, milliyetçilik adı altında siyaset yapan anlayışlar tanımlamıyor ve karşılamıyor.  

Ben bir liberalim. İnsanların kendi özgürlük alanları içerisinde diledikleri gibi yaşamalarını savunan, devletin hakim ve hegemon kültürü yerine; bireyin tavrını, bireyin rekabetini ve girişimciliğini her zaman destekleyen ve teşvik eden bir anlayışa sahibim. Ancak bugün Türkiye’de liberallik adı altında kalemleri birileri tarafından kiralanmış, imtiyazlı şahıslar benim görüşlerimi yansıtmıyor.  

Ben bir muhafazakarım. Ama bu muhafazakarlığım bugün muhafazakarlık adı altında siyaset yapan, kimi inançları ve değerleri istismar ederek oy peşinde koşan siyasal karakterler beni tanımlamıyor. Bu ülkenin çok kadim değerlerini, bu coğrafyanın tüm kültür ve medeniyet birikimlerini, inanç değerlerini sahiplenmek, onları muhafaza etmek, onların değerini bilmek, ama oraya takılarak orada siyaset yapmadan bunları geleceğe taşımak benim muhafazakarlık inancımın karşılığı. Türkiye’de böyle bir siyasal alan da yok. Bu itibarla nasıl bir siyasetçisiniz derseniz; ben ülkemi ve insanlarımı çok seviyorum. Bu itibarla kendine özgü bir siyasal duruşu olan kişiyim. 

Ve siz bir Ayrımsız mısınız? 

Dr. Turhan Çömez:  Ben düşünce olarak, yürek olarak hiç kimseyi ayırmadım. Kendini bu ülkeye ait hisseden, kendini bu toprakların bir parçası kabul eden, Türk bayrağının altında yaşamaktan onur duyan herkes benim yüreğimde ve gönlümde vardır ve en muteber, en mutena yere sahiptir. Benim siyasi mücadelem hırsızlarla, vatan hainleriyle ve bölücülerle. Bugüne kadar hep inandığım gibi siyaset yaptım. Hiç kimseyi ayırmadım. Bundan sonra da ayırmayacağım. Benim için sağcı ve solcu, Alevi ve Sünni, doğulu ve batılı, kuzeyli ve güneyli, kadın ve erkek, yaşlı ve genç, hangi etnik gruptan olursa olsun, hangi sosyokültürel düzeyden olursa olsun, nereden gelirse gelsin birdir, eşittir ve saygındır. Bu itibarla böyle bakabilirsek ve toplumun tamamını kucaklayabilirsek, dostça, kardeşçe yaşayabilirsek, barış ve huzur içerisinde olursak sahte gündemleri bırakıp Türkiye’nin gerçek sorunlarına odaklanabilirsek ve kendimizi daha iyi bir ülkede, daha güçlü bir ülkede, daha güvenli, daha onurlu, daha müreffeh, daha zengin, daha bağımsız bir ülkede yaşamaya endeksleyebilirsek mutlu oluruz. Ben kimseyi ayırmadım. Bundan sonra da ayırmayacağım. Herkesi çok seviyorum. Benim için Allah'ın yarattığı her kul saygındır, önemlidir, değerlidir. Bu itibarla sadece Türkiye içinde değil Türkiye’nin sınırları dışındaki insanları da ayırmadan, yüreğinde insan sevgisini barındıran bir dünya yurttaşı gibi bakarak siyaset yapmayı tercih ettim. Sizleri de kutluyorum.

 Siyasal yaklaşım tarzımın temeline toplumsal uzlaşıyı, barışı, sevgiyi, hoşgörüyü, kardeşliği, devletle milletin kucaklaşmasını koydum. Bu anlamda; görüştüğüm farklı kesim ve çevreler olduğu gibi farklı anlayış ve düşüncedeki sivil toplum kuruluşları da olmuştur. 

Farklı yaklaşım tarzı olan sivil toplum kuruluşlarına da özenle; dostluk, barış, kardeşlik, uyum, hoşgörü ve tahammül kültürünü anlatmaya çalıştım.

Yazının  devamı http://www.ayrimsizlar.com/haber.php?haber_id=303

 Kaynak belirtmek şartıyla ( www.ayrimsizlar.com ) yayınlanması serbesttir.

 









Bu haber 4,676 defa okundu.




Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (3)
  • Ali Yıldız / 29 Eylül 2008 05:08

    Tebrikler Ayrımsızlar

    Sizi tebrik ederim . Basını atlatıp bu haberi ilk siz yayınladınız . Ama dikkat çekiyorum da basında halen yayınlanmadı ? Basına bildirmediniz mi? Editörün Notu : Aslında basına bildirdik , şimdi şöyle bir durum var. Biz haberlerimizi öncelikle haber7.com a verir. Onlarda yayınlar ve diğer basında haber7.com dan görüp yayınlardı. Bu sefer Haber7.com kendisine yakışmıyacak bir tavra girdi. Nedir bu? Öncelikle bu yazının Turhan Çömezin siparişi ile yapılmış olacağını ifade ettiler ki yanlış zira biz Turhan Çömez'e ulaşmak istedik ve saolsun asistanı aracığıyla kendisine ulaştık. Kendisi daha önce yapmış olduğumuz röportaja binayen bizi kırmadı ve saolsun kendisi daha önceden hakkındaki iddialara cevap vermek için hazırlamış olduğu hazır yazıyı bize yolladı ve bizde buna binayen yayınladık. Haber7.com ayrıca bize bir basın kuruluşuna yakışmayacak bir söylemde bulundu. Nedir bu? ''Biz Turhan Çömez'i sevmeyiz. Kendisini aklama çabasına destek olmayız. Bu yüzden bu haberi alıp yayınlamıyacağız'' dediler.  Takdiri kendi basın etiğine vede kamuoyuna bırakıyoruz. Diğer yandan ise biz diğer basın kuruluşlarınıda aradık. Hepsi sanırsam bu haberin yalan-yanlış olabilceği düşüncesiyle henuz bizden alıp yayınlamadılar. Bizde Turhan Çömez' e tekrar ulaşıp kendi sitesinden bizim bu haberi teğet etmesini istedik. Sanırsam birkaç gün içinde sitesinde diğer önceki röportajımızda olduğu gibi bu haberimizide teğet ettirecektir. Sonuçta bu haber Turhan Çömez'in hakkındaki iddialarına yönelik cevabıdır. Haber niteliği taşımaktadır ve basın halen bu haberi kamuoyuna taşımamıştır. Halbuki Turhan Çömez'in sitesinde teğet etmesini beklemeden eğer sitesinde yazan telefonlardan asistanına ulaşırlarsa zaten haberin olduğunu anlayabilirler. Artık bekliyoruz basın artık bu haberi alıp yayınlar diye. Saygılarımla.
  • safak / 21 Eylül 2008 00:40

    safak_2023@yahoo.com

    az önce şu diplomathaberdeki genç oluşumu okudum, 20 bin üye muhabbeti vs.. sonra bunlar şener in partisine katılmış herhalde, şimdi bu haberi gördüm, siz de herhalde çömez e katılacaksınız? söyleyeyim sloganı hemen: ne sağcıyız ne solcu türkiye için varız :) kesin yani. selamlar.( Editorun Notu : Kardeş biz şu ana kadar çok farklı kişilerle röportaj yaptık. Toktamış Ateş ve Ali Nesin ile yaptık diye ateist , Can Ataklı ve Saygı Öztürk ile yaptık diye Chpli , Hüseyin Gülerce ile yaptık diye cemaatçi, Emre Aköz ile yaptık diye Akp li , Agos ile yaptık diye Ermeni diye suçlandık ki sizin yaptığınız da aynı yanlış mantık. Biz sadece bu gibi iddialara güleriz. Düşüncemizi incelemeden , yazdıklarımızı okumadan röportaj yapılan isimlerle bizleri şu veya bucu içine sokmayınız)
  • kadir sahin / 16 Eylül 2008 08:28

    turhan çömez

    hukuken temize daha çıkmamış birine türkiye sevdalısı diye diye hitap etmeniz garip.ergenekon ilişkisi ve son görüşmeleri karanlık ilişkilerini nereye koyacağız.(Editorun notu: sayın kardeşim biz kendisiyle Ergenekon suçlaması kendisine yapılmadan nice önce ergenekon konusu hakkında konuşmuş ve kendisi ergenekon ve benzeri yapılanmaları sert dille eleştirmişti.Ve biz samimiyetine inanıyoruz. İlk röportajı okumanızı öneririz.Yakında 2.yide yayınlıyacağız kendisi zaten kanıtlarıyla ergenekoncu olmadığını kanıtlıyor.Kendisine ek bir kaç soru yolladık ,O sorularında cevabı geldikten sonra röportajın tamamı yayınlanacaktır.Biz düşünce olarak asla ergenekon veya benzeri oluşumları tasvip etmeyiz.Bunu da eklemekde fayda var.)





Anket

Türk-Kürt kimlik tartışması hakkında sizin düşünceniz?
  • Türküm ve bu ülke sadece Türklerindir...
  • Türküm ve Türküyle Kürdüyle herkes bu ülkenin insanıdır ve herkes kardeşimdir...
  • Kürdüm ve Türküyle Kürdüyle herkes bu ülkenin insanıdır ve herkes kardeşimdir...
  • Ben bir Kürdüm ve ülkenin bölünmesi taraftarıyım...
  • Diğer

En Çok Okunanlar


Google Ayrımsızlar